Yurtta Barış, Dünya'da Barış (Atatürk)

MUZADERE   GÜNLERİ

Copyright © 2009

muzadere

II. Topçam Sanat Buluşması’na katılan sanatçılarla Rumlardan kalma görkemli armut ağaçlarının altındaki çayırlardan geçerek, Muzadere deresindeki son çağlayanlara ulaşmak için yola çıkmıştık. Çayırlardaki bitki örtüsü kırmızı, sarı, mor ya da gül kurusu rengindeki çiçeklerle bezenmişti. Boyları, görünümleri  ve renklerinin diğerlerinden belirgin farklılıkları olan çiçeklerin veya çiçek kümelerinin fotoğraflarını çekmek için yürüyüş grubundan geri kaldıkça, yöredeki armut ağaçlarının özelliklerini düşünmekten kendimi alamıyordum.

Rumlar, Muzadere çayırlarının sınır bölgelerine, çok sayıda ve farklı türlerde armut ağaçları dikmişlerdi. Mübadele ile Rumların gitmelerinden sonra, bizimkiler, kendiliğinden büyüyen  aşısız armut fidanlarını aşılayarak, eski armut ağaçlarının türlerini korumuşlardı.

Kendiliğinden büyüyen aşısız armut ağaçlarının öyküsü  çok ilginçtir. Ayılar aşılı veya aşısız her tür armudu yiyerek, çekirdeklerini dışkıları ile birlikte doğanın herhangi bir yerine bırakırlar. Gübre içindeki aşısız armut çekirdekleri, ilkbaharda filizlenerek aşısız armut  fidanları olurlar. Bu fidanlar aşlanırsa, nitelikli armutlar olarak, aşlanmaz ise aşısız armut olarak büyürler. Topçam yöresinde bu aşızıs armut ağaçlarına çörtük denir. Çörtükler, sonbaharın son meyveleri olarak sararıp yere düştüklerinde, onları  çayırların otları arasından toplayarak yemek, özel beceri isteyen bir iştir. Çörtüğün sapından tutup, arka kısmındaki beş kanatlı siyah kısmını ön dişlerin marifetiyle ısırıp atarsınız. Sonra da, sararmış ve içi olgunlaşmış mis gibi kokan çörtüğü bir lokmada miğdeye indirirsiniz.

muzadere

Mevsimin özelliklerine göre farkı çiçeklerle süslenir Muzadere çayırları. İlkbahardaki sapsarı çiçeklerin boyları bazen insan boyunu aşacak kadar büyürler. Bir sap üzerinde kümelenmiş küçücük mavi çiçeklerin boyları bir karışı hiç geçemezler. Mor çiçekler kümeler biçiminde karşınıza çıkar çoğu yerde. Kırmızı gelincikler ise, ekin tarlalarının süsü idi bir zammanlar. Şimdilerde ekin ekilmediğinden, gelincikler de çok nazlı çiçekler kümesinden sayılmaya başladılar.

Karadeniz Bölgesi burası. Karadeniz bölgesi olur da, endemikler olmaz mı? Muzadere çayırlarının sulak olan her yerini endemik olan mor renkli orkideler süsler. Orkidelerin yetiştiği yerleri  bir metreye varan uzunlukta, örgü şişi kalınlığında, sivri uçlarını tohumlarının süslediği kamışlar çevreler. Sulak yerlerin dışında kalan bölgelerde ise, en yaygın ve baskın olan papatyalardır. Boyları beş santimetreyi aşmayan beyaz küçük papatyalar ilkbaharın müjdecileri gibidirler. Daha sonraki aylarda uzun saplı sarı papatyalar, sonbaharda kısa saplı papatyalar, yaz aylarında uzun bir sap üzerinde çok sayıda papatya kümeleri olan papatyalar, Eriçok zirvesinde sapları on santimetreyi aşan, ortası sarı, kenarlarındaki taç yaprakları mor olan, koskocaman  azman papatyaları görebilirsiniz.

Bir ara dulavrat otunun fotoğrafını çekmeye karar verdim. Önce boydan, sonra ayrıntılarını çekemek istiyordum. Birden çocukluğum geldi aklıma. Dulavrat otunun çocukluğumdaki adı, pıtırak idi. Pıtırakları toplayarak, onları mermi gibi kullanıp, yaşıtlarımızla bir dizi savaşlar yapıyorduk. Savaşta mermiyi yiyen itiraz edemiyordu. Çünkü, pıtırak öylesine yapışıyordu ki giysilere, itiraz etmenin anlamsız olduğunu en mızıkçılar bile biliyordu.

muzadere

En çok bu savaşta canı yanan kızlar oluyordu. Saçlarına takılan pıtıraklardan kurtulmak pek te kolay olmadığından, önce gülüyorlardı, sonra da canları yanmış olacak ki, söylenip duruyorlardı. Ama, yine de savaştan çekilmeyi hiçmi hiç istemiyorlardı. Çocukluğumun eğlenceliklerinin birkaç makro fotoğrafını çektikten sonra, gruba yetişmek için adımlarımı hızlandırdığımda, üçgül otlarının mordan kızıla kadar olan renklerin oynaştığı çiçeklerini  gördüm. Üçgül otunun kendisine gül dedirten yerlerinden bir tutam buket yaptım. Koşarak üçgül demetini eşime verdiğimde, böyle inceliklere alışkın olduğunu anlatan tavırla gülümseyerek kinayeli biçimde baktığını yeniden gördüm. Bu kez alındığımı kimseye sezdirmeden, yolun alt kenarlarına sıralanan, bir sap üzerinde onlarca sarı çiçeklerin kümelendiği sapsarı sığır kuyruklarından birkaç tanesini alarak, usanmayan tavırlarla  yeniden bir buket yapıp eşime tekrar verdim. Bu kez arkadaşlar hep  birlikte bana gülmeye başladılar. Arkadaşların desteklerinden olacak ki bu kez yolun her tarafındaki çiçeklerden yeni demetler yaparak eşime sunmaya başladım. O da  'artık yeter' der gibi gözlerime bakmaya başlamıştı ki, nerede yanlış yapmak üzere olduğumu anlamaya başlamıştım.

muzadere

Aşısız kırmızı ve sarı renkli eriklerin, yemişenlerin ve kuşburnu dikenlerinin kenarlarını süslediği, çimlerle kaplı yoldan yürürken; yeşilliklerin arasına sinmiş bir bıldırcın hızlıca havalanarak, kiraz armudunun arkasında gözden kayboluverdi. Kiraz armutları, Muzadere'de olgunlaşan ilk meyvelerden birisidir. Bir zamanlar kiraz armutlarını toplayıp, kilim parçalarından yapılmış sırt çantalarana doldurarak onları Kızılağaç yaylasındaki yaylacılara götürmek, yaylacılara verilebilecek en büyük ve anlamlı armağanlardan sayılırdı. Bu armağandan daha değerlisi, Topçam’daki dut ve kiraz ağaçlarından, yere hiç düşürmeden toplanan ve ağaçtan yapılmış üstü kapaklı silindir biçimindeki küleklere doldurarak Kızılağaç yaylasına getirilen dut ile kiraz  meyveleri olabilirdi. İster sırt çantasında, ister küleklerde getirilsin, bu meyvelerin getiriliş nedenleri herkes tarafından farklı biçimlerde değerlendirilirdi. Sevgililer, sevgilerinin değerlerini böyle inceliklerle dile getirmeye çalışırlardı. Kiraz armutları, dutlar ve kirazlar, bazen yaşlılara, bazen de gençlere sevgi gösterisi olarak gelirdi Kızılağaç yaylasına.

O yıllarda, Kızılağaç yaylasında ya yaşlıllar ya da genç kızlar yayla yaparlardı çoğu kez. Evin erkekleri orman işçiliğinde veya eşleriyle birlikte ekin tarlasında çalışırdı. Bu aylarda yaralı domuzları bağlasan bile durduramazsın Topçam’da. Çünkü, yüksek dağlarla çevrili, içinden kıvrımlar yaparak akan Melet Irmağının geçtiği ve denizden yüksekliği 650 metre olan Topçam’daki ısı ve nem oranı, herkesi canından bezdirecek kadar normalin üzerinde olurdu. İşte böyle yıllardan birisindeki anılar geldi aklıma. Biraz önce  ürken bıldırcırnın, arkasında gözden kaybolduğu kiraz armuduna bir armut düşürelim diye ne kadar çok taş atmıştık. Düşürdüğümüz armudu kapışacağız diye ne kadar çok boğuşmuştuk arkadaşlarla. Şimdi anlıyorum ki, amacımız o zamanlar hiç te armudu ele geçirmek değilmiş. Armudu taşlamak, sonunda  düşenleri kapışmak, amaç değil, asıl amacımıza araçmış meğer.

muzadere

Çayırların sonuna vardığımızda, Muzadere deresindeki şelalelerin sesi daha  iyi duyulur olmaya başlamıştı. Kızılağaç, ladin, kayın, karağaç, akçaağaç, ak gürgen, yemişen ve çörtük ağaçlarının yemyeşil yaprakları ile örtülmüş Muzadere deresini görmek imkansızdı. Dere yatağındaki sık orman örtüsünün yanına yaklaştığımızda, çayırların bitimindeki ağaçların alt dallarındaki yapraklar ile çayır otlarının birbirlerine karıştığını gördük. Bu birlikteliğin arasında kendimize bir yol bularak ağaçların altına girdiğimizde, farklı bir rüyanın içine girmiş gibi olduk. Bir tutam güneşin bile girmeyi başaramadığı ağaçların altında, ince ve çürümüş yapraklarla kaplı bir patikanın başlangıç yerine ulaştığımızı anladık. Bu patikanın hemen altında, belki de eğimi 90 dereceye yakın uçurumlar vardır. Bu uçurumlardan yuvarlanan birisinin sağlam çıkması veya hayatta kalması uzak olasılıktır. Bu nedenle, yeni kuralları yürüyüşteki arkadaş grubumuza anlatmaya başladım. 

Önce yasakları sıraladım. Yürüyüşümüzün bu bölümünde şakalaşmanın ve dikkatsizliğin yasak olduğunu çok ciddi bir dil ile anlattım. En küçük bir dikkatsizliğin sonunda neler olacağını  tane tane anlattığımda, gruptakilerin morellerinin bozulmak üzere olduğunu anladım. Onlara, düştükleri zaman kollarını ve bacaklarını açarak yere yapışmalarının gerekliliğini açıkladım. Birkaç metre sonra, her düşen muhakkak bir ağaca çarparak duracaktır dedim. Onlar da gülerek bu gerçeği kavradıklarını belli ettiler. Ele ele tutunarak patika yoldan, dere yatağına doğru yürümeye başladığıımızda, gençlerin sabırsızlandıklarını gördüm. Hemen  mola verdik.  Gençleri ele ele tutuşmalarını sağlayarak uçurumun yanına kadar götürüp, ilk şelalenin ak köpüklerini, ladin ağaçlarının dalları arasından seyretmelerini sağladım. Uçurumun altıldaki ak köpüklerle süslü şelaleyi görerek  sesisni dinleyen gençlerden birisi, hayretini gizlemeden,  'İşte hayat buuu!...' diye bağırmaya başladı.

muzadere

Dere yatağına indiğimizde, kimisi ayakkablarını ve çoraplarını çırkararak ayaklarını buz gibi suya sokuyor; bazıları ise, şelalelinin altındakı göle girmek için çoktan mayolarını giymişlerdi bile. Hukuk Müşaviri Ali arkadaş,  derinliği iki metre olan şelelenin altındaki göle girdiğinde, ben de kendime egemen olamadım. Üzerimdeki gömleği ve atleti çıkararak, pantalonomu bile çıkarmadan kendimi şelalenin altındaki göle attım.

muzadere

Ulaştığımız ilk şelalenin görsel anlamdaki zenginliğine kendimizi öyle kaptırmıştık ki, çocukların ve gençlerin şelalenin başlangıç noktasına nasıl ulaştıklarını anlayamadık. Gençler ve çocuklar şelalenin sesini bastırmak için bağırarak konuşuyorlardı. Sonunda, buldukları hayvan ölüsünü şelaleden aşağıya atarak, ne demek istediklerini bize daha kolay anlatmayı denediler. Attıkları hayvan ölüsü, nesli tükenmekte olan su samuru idi. Topçam bölgesinde bu hayvanın adı su iti dir. Muzadere deresindeki kırmızı benekli alabalıkların son yıllarda azalma göstermelerinin nedenleri yörede tartışılıp duruyordu.  Tartışmalar sonucunda azalma nedenin yanlış avlanma yöntemleri olduğuna inanılıyordu. Bu nedenle, yöre halkı birkaç yıldır Muzadere deresinde kırmızı benekli alabalıkları avlamıyorlardı. Genellikle Melet ırmağında yaşayan su samurları, Melet Irmağı üzerine yapılan Baraj ve Dereyolu çalışmalarındaki gürültülerden rahatsız olduklarından, Muzadere deresinin sessiz ortamına sığınmayı uygun bulmuşlardı. Şimdi daha iyi anlaşılıyor ki, Melet Irmağında barınamayan su samurları, Muzadere deresindeki sessiz doğayı ve kırmızı benekli alabalıkları; Muzadere’li çobanları ise, alabalıkların azalmalarını sağlayan nedenlerden en önemlisini, su samurlarını keşfederek, soruna kesin çözüm bulmuşlardı.
2003       

Not: Daha sonra yaptığım araştıurmalar sonucunda, su samurlarırın ölüm nedeni hakkındaki yaptığım yorumun yanlış olduğunu anladım. 2010    Gerçek nedeni öğrenmek için tıklayınız ...

(Editörlüğünü Türkü Eğinlioğlu'nun yaptığı aylık iletişim ve şehir dergisi 'incity' nin Ağustos 2002 sayısında 'MUZADERE Karadeniz'in Gelini' başlığı ile yayınlanmıştır. )

Muzadere fotoğraflarını görmek için tıklayınız ...

Topçam İçin tıklayınız ...

  • Öne Çıkanlar


  • TOPÇAM BELDESİ

    Topçam Barajı

     Topçam Mağaraları

    YAYLALAR 

    muzadere  

    yaylacık   

    kızılağaç   

    gölyanı   

    köşeobası   

    taşlıçukur   

    EKOSİSTEM

    kelebekler    

    mantarlar    

    hayvanlar  

    çiçekler