MESUDİYE ŞEHİTLER ANITI

Mesudiye Kurultayı Ankara Değerlendirme toplantısında MESVAK yönetim kurulu adına Yaşar Celep’in önerisi ile yapılması kararlaştırılan Mesudiye Şehitlik Anıtı yapım çalışmasında Topçam Yöresi Turizm, Kültür ve Dayanışma Derneği (TOY-DER) Yönetim Kurulu Bşk. Aydın Altunöz görevlendirilmiştir. 550x450x200 cm boyutlarında olan Mesudiye Şehitlik Anıtı Heykeltraş Aysun Altunöz ve arkadaşları tarafından hiçbir maddi çıkar karşılığı olmadan Ankara’da yapılmıştır. Heykelin Ankara’dan Mesudiye’ye taşınması Emekli General Emin Ersan’ın girişimleriyle Keçiören Belediyesi tarafından sağlanmıştır.

Mesudiye Şehitler Anıtı Kurultay çalışanları, millet vekilleri, basın konseyi başkanı  Oktay Ekşi,  Ordu valisi Kemal Yazıcıoğlu, Alay komutanı, il bürokratları, Kaymakam Şafak Başa, yerel ve ulusal basın  temsilcileri ile çok sayıda konuğun katılmasıyla Kuzey Kıbrıs Türk Federe Devleti Cumhurbaşkanı Sn. Rauf Denktaş tarafından açılmıştır.

MESUDİYE ŞEHİTLER ANITI
ve
SANAT  ELEŞTİRİSİ

Aydın Altunöz

Bir sanat eserinin eleştirilmesinin amacı, eserin somut ve asil değerlerini kitleye iletilip, bireylerde kişisel eğilimler uyandırarak onların kavrama ve açıklama çalışmalarına yardımcı olmaktır.     Dürüstlük, örnek davranış ve cesaretli bir içtenlik olan eleştiri, kendi yargılarını çevredeki insanlara kabul ettirmeye yarayan bir yöntem değildir. Ön yargılardan, kalıplaşmış açıklayıcı tekrarlardan kaçınarak, her yeni eser karşısında yenilenen çeşitlemeleri ve yorum ayrıntılarını bularak, izleyicide düşünce çabası yaratmak eleştiri için esas teşkil etmektedir. Genel olarak üç eleştiri tipi vardırır:   

 1.Sanat eseri karşısında keyfi davranan, sanatçıya konu vermeye ve yol göstermeğe çalışan,  çoğu kez çağdaş sanattan hoşnut olmayan, geçmişe ve geleceğe ait olgular peşinde koşan tip. Böyle bir antipatik eleştirmenin hoşgörüyle karşılanabilmesi için kendisinin de sanatçı olması gerekir. Bu tip sanatçı eleştirmenler, öteki sanatçıları kıskanmakta olduğunu akla getirir. Kendisi bile sanata karşı sanat yaratmakta olduğunu fark etmez. Bunun için, bu tip eleştirmenlerin söyledikleri  tek başına iyi bir eleştiri sayılamaz.    2.Sanat karşısında müdahaleci ve zorba olan, kendine eğitimci bir rol veren, egemen bir havaya bürünen, sanat içindeki güçlü- güçsüz, güzel-çirin yanları ayıran, ölçüp biçen, sahici mi sahte mi olduğuna bakan, ticari modaya mı, duyarlık gelişmesine mi uyduğunu araştıran tip.Böyle eleştirmeci tipleri de “iyiye iyi, kötüye kötü” deme durumuna düştüğünden, davranışları ya da söyledikleri de  tek başına bir şey ifade etmez.

3.Üçüncü tip eleştirici ise tarihsel ve çağdaş eserleri öğretici, yorumlayıcı, halka tanıtan ve gidip görmeye ya da okumaya teşvik eden bir yol tutar. Bu tip eleştirmen sempati ile karşılanır ve ondan yararlanılır.

Eleştirmek, ne tek başına öğretmek, ne de yorumlara girişmek olmadığından, bu üç eleştirmen tipi tek başına gerçek eleştirici olamaz. Buna göre.böylece Sentezci ustalık hem sanatçı nitelikte, hem egemen nitelikte, hem öğretici nitelikte olduğundan,. doğru bir eleştirici bu üç tipin bileşeni olarak ortaya çıkar. Sezen Tansu’nun “Sanatın Görsel Dili” adlı yapıtından edindiğimiz bu bilgilerden, sanat eleştirisinin sanat felsefesiyle ve sanat tarihi bilgileriyle yürüyüp  gittiğini,  sanat kavramından habersiz sanat eleştirmeciliğinin  düşünülemeyeceğini anlamaktayız.        

 “ANLAYANA, BİR DE ANLAMAYANA KURBAN OLAYIM” özdeyişindeki “anlayan” gerçek eleştirmeni, “anlamayan” ise ön yargısızlığı, kendiliğindenliği, içtenliği tanımlar. Buradaki “anlayan” anlamayan katına çıkar. Ona özdeş olur. İki tip de beğeni ve hayranlıktan nasibini almış olur. Ancak, sanat açısından yarı eğitim görmüşlüğün önemsenilmemesi gerektiği  bu özdeyişle iyice vurgulamak istemiştir.

Yarı eğitim görmüşler anıttaki figürler için “Hangi şehit?  Şehitteki kurşun izi nerde? Bayrak niçin kırmızıya boyanmadı? Bayrağın ay ve yıldızı neden yok?” Diye sorabilirler.  Mesudiye Şehitler Anıtı’nın yapıldığı atölyede “ışığın doğal ortamı” yakalanmak için üstten, cepheden ve alttan yukarıya doğru aydınlatma yapılarak, heykeldeki figürlerin yapılmasında ışık ve gölge etkilerine önem verilmiştir.

Resim iki boyutlu kavranılabilen bir gerçeklik olmasına karşın, heykel ise üç boyutlu bir nesnelliktir. Resimde çizginin yanı sıra ışık ve gölgenin kullanılmasıyla üç boyutlu nesnelliğe biraz daha yaklaşma amacı güdülebilir. Heykelde, duyu ve duygusal olarak üç boyut birlikte kavratılabildiğinden, çizgi ve renk gibi hacimsiz kavramları kullanma zorunluluğu yoktur. Bu nedenle anıt üzerindeki bayrağı betimlemedi çizgi ve renk kullanılmamıştır. Onun bayrak olduğu  dalgalanmasından, Türk bayrağı olduğu taşıyıcı sopanın ucundaki ay ve yıldızdan (alem’den), onu tutan Türk polisinden ve anıtın bütünündeki anlatım ve duygu yoğunluğundan  anlaşılmaktadır. Fatsa şehitlik anıtındaki  bayrakta yıldızın bulunup ayın bulunmaması, Hacettepe Üniversitesi kampüsünde bulunan heykeldeki bayrakta ay ve yıldızın bulunmaması aynı düşünceyle açıklanabilir. Mesudiye Şehitler Anıtındaki şehidin betimlenmesi de buna benzerdir. Bu şehit Osmanlı döneminde mi, kurtuluş savaşında mı, Kore veya Kıbrıs savaşında mı ya da cumhuriyet döneminde bölücü terör örgütüyle savaşırken mi şehit düştüğü belli değildir.   Ayrıca şehidin rütbesi ve kim olduğu da belli değildir. Bu belirsizliği sağlayan şehidin üst kısmının ve şapkasının giydirilmemiş olmasıdır.

Böylece izleyici kendi düşünce ve duygu ortamında kültür ve yaşantısında kendisine en yakın olanı seçerek, anıtı bu duygu ve düşünce yoğunluğu içinde izleyecektir. Anıttaki postal, pantolon ve fişeklikler ölen gencin asker olduğunu göstermektedir. Askerin Türk askeri olduğunu gösteren gösterge ise anıtın en üst bölümünde bulunan ay ve yıldızdan oluşan alemdir. Şehidin başı bir ananın kucağındadır. Ananın ağlanmadığı, pişmanlık ve panik içinde olmadığı, düşünceli ve duygulu yüz ifadesinde somutlaşmıştır. Bir eliyle şehidin başının düşmemesi için çalışırken, diğer eliyle geri plandaki başı dimdik ve sağ yumruğu sıkılı olan genci korumaktadır. Karadeniz bölgesindeki Türk kadınını anımsatan şehit anasının geri planında cumhuriyet kadını görülmektedir. Kılık ve kıyafetiyle  çağdaş Türk kadın tipini yansıtan bu kadının nereye baktığı çok önemlidir.

Anıtın en üst ve geri plandaki miğferli ve  silahlı Türk askeri, bu kompozisyon içinde çok anlamı bir yer tutmuştur.  Bu asker niçin miğferine elini siper  ederek çok uzaklara bakmaktadır? Bu bakışın hangi anlamı taşıdığı  cumhuriyet öncesi ve cumhuriyet döneminde  Türk ordusunun Türk halkının kaderindeki önemini belirtmek için yeter  de artar bile.

Bu şehitlik anıtında hiçbir şehidin adı yazılmamıştır. Anıttaki figürler belli bir sıfata sahip kimliklerin birebir yansımaları değildir. Herhangi bir zamanda, herhangi bir yerde, sivil, asker ya da polis olsun; kişisel çıkarlar uğruna değil, ulusal çıkarlar uğruna ölen Mesudiye insanını temsil eden bu anıtta, Türk polisine de hak ettiği değerin verilmesine özen gösterilmiştir. Anıttaki Türk bayrağının Türk polisinin eline verilmesi ve polisin bayrağı gururla tutması ulusal mücadelede Türk polisinin önemini anlatmaktadır.

Anıttaki figürler arasından çıkarak anıtın önündeki havuza dolan su şehit analarının göz yaşlarını temsil etmektir.  Böylece heykelin üç boyutuna dördüncü bir boyut olarak ses (su sesi) eklenerek, yapıtın bölgemizdeki benzer yapıtlardan ayrıcalıklı olması sağlanmıştır.

Mesudiye şehir merkezinin her yerinen görünebilen anıtın kaymakamlık binasının bahçesinde olması ve çevresinde halka açık bir parkın bulunması onun izlemeye gelenleri daha da duygulandıracaktır. Evrensel, ulusal ve bölgesel özellikler taşıyan bu anıtın Mesudiye halkı tarafından yaptırılması, kuzey Kıbrıs türk federe devleti cumhurbaşkanı Sn. Rauf Denktaş tarafından açılması onu özel ve güzel anlamlarla donatmıştır. Anıtın yapılması Mesudiye kurultayının başarılarından birisidir. Kurultay çalışanları, millet vekilleri, basın konseyi başkanı  Oktay Ekşi,  Ordu valisi Kemal Yazıcıoğlu, Alay komutanı, ve il bürokratları, Kaymakam Şafak Başa, yerel ve ulusal basın  temsilcileri ve çok sayıda konuklar açılışata hazır bulunarak bu yapıtın anlamına yeni anlamlar katmıştır.

Mükemmel İyinin Düşmanıdır” özdeyişindeki anlatılmak istenen bu yapıt için de geçerlidir. Çok kısa bir zamanda çok kıt kaynaklarla ve özverili çalışmalarla  ortaya çıkına bu yapıt daha değişik, daha görkemli, daha güzel ve daha duygu yüklü olabilirdi. Ama, “mükemmeli ararken   olması gerekeni  ya da yapılabilirliği mümkün olan iyiyi yapamamak”  yanlışına düşülmüş olunabilirdi. 15 eylül 1999

 

Anasayfaya Dön

 

 
sanat