İLLA DA KIRIK LEBLEBİ

Alikemal Timuçin

Mahallenin ana sokağı ile kasabanın ana caddesinin birleştiği köşedeydi Ahmet Amcanın bakkal dükkânı. Ufarak, ince uzun, gösterişli, her zaman pırıl pırıl ve zengin…
Devamı için tıklayınız  ...

------------------------------------

HAKKIMI HELÂL ETTİM!   

Alikemal Timuçin

İlkokul üçüncü sınıf perdesi, bizim için yeniliklerle açılmıştı.

Okula başladığımız ilk gün, ilk şaşkınlığı yaşadık: öğretmenimiz değişmişti… Ki en çok da ben şaşırmıştım. Çünkü ikinci anam gitmiş, yerine bir erkek öğretmen gelmişti. Üstelik genç, tiril tiril giyimli, gözlüklü (müydü acaba?), boynunu hafif yana eğerek konuşan biri… Ben şimdi ne yapacaktım? Bu adam kimse, benim ikinci anamın yerini tutacak mıydı? Herkes onun çevresini sarmış, cıvıl cıvıl konuşurken ben arka sıraya oturmuş sessiz sedasız olanları izliyorum. Anladım, benimki şaşkınlık değil geleceğe yönelik bilinmezliğin oluşturduğu kaygıydı… O gün aklımdan geçeni aynen anımsıyorum: “Anam, yandım ki nasıl yandım!...”
Devamı için tıklayınız ...

------------------------------------

KÖR DUMAN 

Aydın Altunöz

Doğu karedeniz bölgesinin en batısının iç anadoluya bakan yamaçlarındaki ladin ağaçları ile çevrili Yaylacık yaylasını o yörede  bilmeyin yoktu. Çoğu kez baharın ilk günlerinde, binlerce çiçeğin süslediği yamaçları yoğun sis bulutları arasından görebilmek için bazen günlerce beklemek gerekiyordu. Beyaz zambakların diz boyu yüksekliğinde olduğu günlerde başlayan sis, sanki lilyumların biraz daha serpilip insan boyu kadar büyümesini kolaylaştırmak için günlerce dağılmak  bilmiyordu. 
Devamı için tıklayınız ...

-----------------------------------

ALA GEYİK

Aydın Altunöz

Annem “Ben ölürsem, baban başka bir kadınla evlenir. Siz o zaman üvey annenin ne demek olduğunu anlarsınız” diyerek masal anlatmaya başladı.

Ay ve Gün adında birisi erkek, diğeri kız olan iki kardeş varmış. Erkek çocuğun adı Gün, kız çocuğun adı Ay imiş. Babaları annelerini, anneleri de babalarını çok seviyormuş. Havalar öylesine soğumuş ki, dışarıdaki köpekler bile soğuktan titreyerek kurtlar gibi uluyormuş. Evlerindeki teneke sobanın içinde yanan meşe odunları, sadece sobanın çevresindekileri zor zar ısıtabiliyormuş. Odanın taban tahtalarının arasından giren soğuk hava, yere serili cicimleri bile yukarıya kaldırıyormuş.  Evin soğumaması için hamur sürülmüş gazete parçalarıyla kapının ve pencerelerin pervazlarındaki delikleri yapıştırmaya çalışan anne çok yoruluyormuş.
Devamı için tıklayınız ...

-------------------------------------

KÖPRÜ

Aydın Altunöz

Kavuniçi, elma sarısı ve kahve rengi süslemelerle bezenmiş yün çoraplarını, ardından da manda deresinden yapılmış yeni çarıkları özenle giydi. Saç örgüsü biçimindeki beyaz çarık iplerini dizlerinin altına kadar bacaklarına çaprazlama  dolayıp, kör düğüm olmamasına özen göstererek yanlarda püskül olacak biçimde bağladı. Pembe, kırmızı, mor yaban gülleri ile dikenli saplarının çevresindeki fıstıki yeşil, türbe yeşili, açık yeşil yaprakların süslediği basma entarisinin eteklerini kaldırarak beyaz patiska donunun lastikli paçalarını çoraplarının üzerine gelmeyecek şekilde aşağı doğru çekti. Zeytin gibi simsiyah gözlerinin üzerine farkında olmadan düşmüş gibi gözükmesine özen göstererek, kırmızı oyalarla çevrili başörtüsünün altından bir tutam perçemin görünmesini sağlamaya çalıştı. İki parmak genişliğindeki kuşağı beline takıp bağladıktan sonra göğüslerine bakmak için başını aşağıya doğru eğdi. Kuşağı biraz daha, iyice sıktığı halde göğüslerinin istediği gibi görünmediğini anlayınca, yüklüğün üzerindeki çuvaldan iki tutam yün alarak birisini sağ, diğerini sol göğsünün üzerine sıkıştırdı.
Devamı için tıklayınız ...

--------------------------------

 ELEŞTİRİ

 Sevgili arkadaşım Alikemal,

Biliyorsun ki ben matematik öğretmeniyim. Edebiyat, sanat ve siyaset sonradan ilgi alanıma girdi demek  de istemiyorum. Öğretmen Okulundaki öğretmenlerimi anımsıyorum da bize verdikleri özgüven için onlara ne kadar teşekkür etsem az gelir. O yıllardan bu yana hep sanat, siyaset ve özellikle edebiyat ile ilişkili olmaya özen gösterdim. Çünkü: İyi öğretmen olmak için çok okumak, kuralına uygun biçimde yazmak, sanat ve siyasetle ilgilenmek gerektiğine inandırmışlardı bizi.

Birçok matematik ders ve yardımcı kitabı yazmış olmama karşın, öteki yazın türlerinde deneme yapmam gerektiğini de biliyordum. Buna cesaret edebilmemin temelinde birlikte hazırladığımız “Tam Öğrenme Ansiklopedisi” yatıyor desem, biliyorum inanırsın. Ayrıca Alikemal ve Güner gibi iki edebiyatçının da böyle bir cesareti kendimde bulmamda, yani haddimi aşmamada ana öğe olduğunu da biliyorsundur. Yani demem o ki: Suç bende değil...

Gelelim üçüncü suçluya. Cennetten bir köşe gibi olan bir yörenin insanlarının cehennem azaplarıyla yaşadıkları bir dönemin kültürünü saptayıp, gelecek kuşaklara aktarılması işini beceremeyen asıl görevlilerin işini yapmamaları, yapamamaları ya da yaptırılmaması gibi nedenlerden dolayı bu işi kendime görev olarak seçtim. İşin kolunu bacağını kırıp dökmeden, asıl amaca doğru yavaş ve emin adımlarla ilerlemek istiyorum.

Uzun öykülerin büyük bölümü Topçam Beldesi ve çevresindeki tarihi, kültürü, habitatı ve umutları kapsamaktadır.  Körduman 'da olduğu gibi, tüm öykülerde ana tema bu olacak. Tarihsel süreçteki kültürlerin saptanarak aktarılması, oranın habitatı içinde yaşanmış olayların anlatımıyla süslenip, belgelenecek. Kısacası amaç, sadece edebiyat değil.

Ellerine  sağlık. İyi incelediğin belli oluyor. Öyle de olması gerekirdi. Ayrıca uzatmalı ortak dostumuz Güner Yalçın da incelemişti. Sizlerden edebiyat kapsamında çok şey öğrendiğimi her fırsatta söylememi istemeyin artık. Haddimi aştım ise, burada biraz da sizlerin verdiği cesaret ile aştım sayılır.         
Ben kim, edebiyat kim?

Unuttum sanma. Senin öykülerini eleştirmemem, önceki yıllarda eleştiri ile ilgili yazdığım makaleye ters düşmek istemediğimdendir.

Sevgi ve saygılarımla...
Arkadaşın Aydın
Ocak 2010

NOT: Eleştiri ile ilgili yazdığım makaleye www.apolitize.com sitesinden ulaşılabilir.

Devamı için tıklayınız ...

 

 

Anasayfaya Dön

 

 
sanat