Birazcık Halil


’Yaşasın Tam Bağımsız Türkiye!’ diyenlerin vatan haini olarak algılatıldığı bir dönemde, 1972 tarihinde doğan Hasan Sever’in 23 yıl yaşadığı topraklardan koparılarak başkalarının yurdunda, umutlarının ardında koşarak mutluluk arama zorunda bırakılması ’Birazcık Halil’ gibi bir kitabın doğmasına katkı sağlamış olmalı.

Sanki biraz daha devam edecekmiş gibiydi ama hemencecik bitiverdi. Tadı damağımda kaldı. İsterdim ki son sayfanın altındaki sayı birazcık daha büyük mesela 100 fazlasıyla 526 olabilseydi; belki işte o zaman anne sıcaklığını teyzesinde, baba güvenini arkadaşlarında, devlet güvencesini Avrupa’da, aşkı Alman kadınlarda aramaya çalışan umudu paramparça olmuş Birazcık Halil’in Ay (Hiv) Hastalığı’na çare bulunabilirdi.

2015 tarihinde Ayrıntı Yayınları Basım Dağıtım Sa. Ve Tic. A.Ş tarafından yayınlanan Birazcık Halil’in son sayfasında keşke ’Birinci Cildin Sonu’ yazılabilseydi. Belki işte o zaman ’Halkı mı abarttık, Yoksa kendimizi mi?’ diyerek ömründe hiç âşık olmadan devrim yapmaya kalkan, umutları paramparça olmuş Karadenizli Laz Uşağı Yunus’un; yenilginin acısını birazcık olsun gidermek için sığındığı ülkeden Küba’ya gitmek istemesini daha kolay sindirebilirdik.

Romanın kahramanı belki Anadolu’nun koşulları, belki ‘Neden ve Nasıl?’ sorularının halen tam olarak belirlenemediği bir eğitim politikası, ya da ‘Ülke sorunlarına alternatif çözümler üretebilecek sivil siyasetçiler olmadıkça her 10 yılda bir askeri müdahaleler olacaktır’ diye işe karışan (devrimci) generallerin yönettiği bir devletin diretmesi sonucunda yurt dışına giden binlerce gençten birisidir Birazcık Halil. Kaldırımlarda yürürken dikkat edilmeyen, topluluğa girerken dönüp bakılmayan’ birisi olduğunu mu yoksa olmak istediğini mi sorgulayan Birazcık Halil, yabancı ülkede yaşamak zorunda bırakılan Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının arayışlarını, özlemlerini, tutkularını ve çözülüşlerini bir solukta anlatmıştır.

Şemsi’yle Niyazi Amca’nın kavgalarını devletle Kürtlerin kavgasına benzetiyorum. Kürtler devlete, methiye de dizse, silah da sıksa, aynı şeyleri; devlet de ne olur ne olmaz diye tekrarlıyor.’ Diyerek, binlerce insanın öldüğü kimilerine göre ‘Düşük yoğunluktaki iç savaşı’ eleştirirken; öte yandan sınıfsal mücadele olmadan kurtuluşun olamayacağını Nazım Hikmet’den dizelerle anlattırıyordu uyuşturucu taciri Herr Unver’e.

Bu kör savaşın genç ölülerine ağıtlar yakan annelerin acılarını şiirsel bir anlatımla yazarken; ilkbaharı olmadan son baharlarını yaşayanların son savunmalarını da unutmamıştı: ‘Biz topu orta sahaya getirdik, dönüp golü kendi kalenize attıysanız günah kimin?

Savaşı köy festivali sanıyorduk’ diyerek sevdiklerini savaşa gönderen Frau Basler ‘Eğer insan insansa savaşmayacak… Savaş görüp genç kalabilmiş var mı? İnsan savaş zamanı soru sormuyormuş…’ diyerek Birazcık Halil ile kurduğu iletişim, halklar arasındaki doğal ilişkilerin evrensel değerlerle dolup taştığını anlatmaya yetiyordu. ‘Savaş sadece insanları değil, renkleri de öldürüyor’ diyerek yakınan Frau Basler, bunca yıkıma ve acıya karşın ‘Savaş her şeyi alabilir ama umutları değil’ diyerek, birazcık Halil’in paramparça olmuş hayallerinin derlenip toparlanmasına katkıda bulunmak istiyordu.

Sürekli olarak geçmişiyle hesaplaşmaya çalışan Birazcık Halil, bir türlü gelecek için hayal kurmaya cesaret edemediğinden; fırtınalı günlerde sağa sola savrulan yaralı kuş gibiydi. Belki de bu nedenle olacak, ‘Madde bağımlılığının vücudunda yarattığı hasarın etkisiyle yakaladığı dinginliğin huzur olup olamayacağı’ düşüncesini yargılıyordu ama asla uzlaşmaya yaklaşmıyordu.

Yan yana dizilmiş domino taşlarından ilki devrilince (domino etkisi) ardı sıra tümü devrilir ya Birazcık Halil’in yaşam serüveni de öyle olmuş. Anne ölmüş, baba Almanya’ya gitmiş. Yanına oğlunu almış ama ilişkiler paramparça. Yaptığı işler ile öğünemiyor. Sevdiği kadının ihaneti mi, sattığı zehrin utancı mı, kullandığı maddenin bağımlılığı mı parçalamış dişlerini, ciğerlerini, düşüncelerini? Bir türlü karar veremiyor Birazcık Halil.

Sıradan ve sevecen. Birazcık Halil işte…


Aydın Altunöz

 

Anasayfaya Dön

 

 
sanat