OYALAMACA

Aydın Altunöz

          İnsanlarımız farklı gerekçelerle değişik şekillerde başlarını örttükleri gibi örtmeyebiliyorlar anck; önemli olan OYALAMACA tuzağına düşmemektir.

           SAVAŞIN TOHUMLARI  BARIŞIN  VERİMLİ  TARLALARIDA  YEŞERİR

         anasayfa    makaleler    gezi    sanat  eÄŸitim    öyküler  fotoÄŸraflar  iletiÅŸim    HEYKELSHOW

 

KAFALARDAKİ KELEPÇELER

Güner YALÇIN                 

Türban neyin örtüsüdür?

        • Dinsel içerik anlamında kadının örtüsü mü?
        • Çirkin siyasetçinin güttüğü çıkarcılığın, ikiyüzlülüğün, kandırmacalığın örtüsü mü?
        • Toplumdaki zengin – yoksul uçurumunun gittikçe büyümekte olduğunu gizlemenin örtüsü mü?
        • Dış güçlerin dayattığı bir sömürü örtüsü mü?
        • Yoksa başka şeylerin örtüsü mü?...

         Öncelikle şunu belirtelim: Din ve bilim insanları, türbanın zorunlu dinsel bir buyruk olmadığı konusunda birleşmiş bulunuyorlar. Türban dinsel bir buyruk olsaydı, bunca yüzyıldır Müslümanlığı  benimsemiş olan insanımız, bu sorunu çoktan çözümlerdi; şimdilerde  de bu konuda bir sorunu yaşanmazdı. Anadolu Müslümanlığının  elbette bir örtünme biçimi vardı; o da yazmaydı,   eşarptı, yemeniydi ya da benzerleriydi. Bunların da kendilerine özgü, yakışan, herkesçe hoş karşılanan, sorunsuz örtünme biçimleri söz konusuydu. Bunlar hiçbir zaman bir forma, bir simge özelliğine  bürünmediler de. Çeşitli biçimlerde rahatça, özgürce kullanıldılar. Anadolu’da hâlâ da kullanılıyor.

        Oysa türban, ülkenin askeri darbelerle boğuştuğu, demokrasinin önüne kocakoca engellerin sıralandığı, dış güçlerin ülkemizdeki etkinliklerinin doruklara çıktığı 1970’li yıllarda ortaya çıkmadı mı? Dinsel ve ulusal kültürümüzün geçmişinde türbanın adı sanı var mıydı? Bu sözcük ancak sözlüklerde, ansiklopedilerde kısacık anlamlarıyla yer alıyordu.   

              
          Acaba 12 Martlar, 12 Eylüller olmasaydı türban ortalığı bu denli sarıp sarmalayacak mıydı?...


          Demek ki türban, dinsel bir buyruk olmanın ötesinde, aydınların, demokratik güçlerin seslerinin kısıldığı, çağdaş bir toplum olma yolundaki çabaların önünün kesildiği, dinin siyasal amaçlar uğruna kullanılmaya başlandığı olağanüstü dönemlerin bir ürünü olarak ortaya çıktı. Önce imam hatip okullarında, Kuran derslerinde başlatıldı. Sonra yayıldıkça yayıldı, üniversite kapılarına dayandı. Masum bir bez parçası olmaktan çıkıp, adeta kurulu bir bombaya dönüştü; hiçbir engeli tanımadan birçok kapıyı açtı, nice duvarları yıktı. Danıştay, Anayasa Mahkemesi, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin kararlarını yırtıp attı. Üniversite sıralarında, devletin en tepe noktalarında keyifle bağdaş kurup oturmayı başardı. Ortadoğu’da Yeşil Kuşak’ı ve Büyük Ortadoğu Projesi’ni oluşturma çabası içinde olan uluslararası güçler ise bu sorununun hep kaşıyıcısı ve destekleyicisi oldular.


          Türban artık bir başörtüsü olmaktan çıkmıştır; Siyasal İslam’ın bir simgesi, bir bayrağı durumuna dönüşmüştür.
    Türbanın dinsel bir buyruk olduğunu gazete köşelerinde, ekranlarda, olanak buldukları her alanda, yana yakıla, yüksek perdeden savunanlar, Kuran’da kesin bir dille yer alan öteki buyrukları, bunca yıldır niçin ağızlarına almıyorlar? Özellikle bayan türbancılar niçin şöyle konuşmuyorlar?


    -Ben, bir erkeğin dört eşinden biri olmak istiyorum.
    -Ben, bana düşen mirastan yarım pay alacağım.
    -Ben kölelik ve cariyeliğe razıyım..
    -Yasalarda gerekli değişiklik yapılmalı, bu değişiklik, “Hırsızın eli kesilmelidir.” biçiminde olmalıdır.


           Hiçbiri değil de türban da türban… Oysa türban kesin buyruk değil, bunlar ise birer kesin buyruk…
          Türban artık üniversiteleri tam bir kuşatma altına almış durumdadır. Bu, türbanı dinsel inancın simgesi sayanların büyük bir başarısıdır. Oysa türbanın hiç girmemesi gereken yerler, üniversiteler olmalıdır. Çünkü üniversiteler; aklın, bilimin, hiçbir engele takılmadan, hiçbir baskı görmeden, enine boyuna kullanılabileceği alanlar konumunda olmalıdır. Şu bir evrensel kuraldır: Dinsel inancın girdiği üniversitede akıl orayı terk eder.


          Bugün türbanın serbest olması doğrultusunda, gerek iktidardaki parti, gerekse muhalefetteki siyasal partiler, ufak tefek farklılıklarla aynı noktada adata buluşmuş gibi bir görüntü sergiliyorlar. Bunun bireysel bir özgürlük olduğunu, üniversitelerde bilimsel çalışmalara olumsuz yönde bir etkisinin olamayacağını dile getiriyorlar. Konu öylesine körüklenip baskı oluşturulmuş durumda ki türbana karşı olan siyasal yapılanmalar bile, farklı bir söylemde bulunabilme ataklığını gösteremiyorlar.. Türban takmanın, aslında bir özgürlük olmadığını, aksine taktığı bireyi tutsak aldığını, giderek de Cumhuriyet kazanımlarının olmazsa olmazlarından olan Laiklik ilkesinin çok büyük darbeler yemekte olduğunu söyleyemiyorlar. Örselenmiş, sulandırılmış, içi boşaltılmış bir laikliği sineye çekmek durumunda kalıyorlar.
         Şu gözardı edilmemelidir:


        Süreç içerisinde, imam hatiplerden üniversitelere yol alan türbanın, oralarda duracağını ya da durdurulacağını söyleyenler, büyük bir aldanmaca içindeler. Şimdiye dek görünen, izlenenler, buzdağının ancak görünen parçalarıdır. Asıl amaç; Cumhuriyet öncesinde olduğu gibi, kadının ezilmesi, korku ve kontrol altında yaşayan ikinci sınıf insan durumuna getirilmesi, Cumhuriyetle birlikte edindiği çağdaş, onurlu, kişilikli kazanımlarının elinden alınması, giderek de Cumhuriyeti oluşturan tüm temellere dinamitler konulmasıdır.
        


           Saygıdeğer kadınlarımız; Sizin üzerinizden oynanan oyunun artık farkına varmalısınız. 21. yüzyılda, aklın, bilimin, teknolojinin, uygarlığın böylesine kanat çırptığı bu çağda, kafalarınıza kelepçeler vurulmasına izin vermemelisiniz. Cumhuriyetle birlikte, birçok ulusun kadınlarından önce, pek çok onurlu hakkı siz elde etmediniz mi? Bunlardan vazgeçmeyi nasıl kabullenebilirsiniz? Bu haklara dört elle sarılmanız gerekmiyor mu?


          Tüm güç sizde…

          Bozun bu oyunu!...

    11/22/2010