Tansiyonun yüksek ise kapıya yakın dur...

UKRAYNA 2010

 

Belki doğu Avrupa ülkelerinin en geri kalmış ülkelerinden birisi Ukrayna'dır. Otobanda maksimum hız sınırının 130 km olduğunu öğrenince  önce inanamamıştım. Ama  Ülke girişindeki hız sınırlarını gösteren tabelayı ve otoban kalitesini görünce aradaki çelişkinin trajikomik tiyatro eserlerindeki gibi olduğunu anladım.

 

Otomobilimiz, dünya piyasalarının en iyilerinin arasında olmasına karşılık, bir kez bile hız göstergesindeki ibrenin 90 sayısını geçememesi, otoban ve öteki kara yollarının kalitesini anlatmaya yetecektir sanırım. Ukrayna gümrük kapısındaki araç kuyruklarını görünce, işlemlerimizin üç saatten önce tamamlanamayacağını anladık. İşlemlerin çok yavaş ilerlemesinin nedenini öğrenince şaşkınlığım bir kat daha arttı. Yoklukların önemli boyuta ulaşmasından olacak, çok sayıda ve çok farklı ürünlerin Belerus'dan Ukrayna'ya geçirilmesindeki sınırlamalardan gümrük işlemleri aksamaktaydı. Pasaportumuzun yeşil olması ve transit geçiş yapacağımızdan, araç kuyruğundan çıkarılarak farklı ve hızlı işlemlerle bir kaç dakikada Ukrayna'ya geçmemiz sağlandı. İlk işimiz otoban geçiş ücreti yerine geçecek olan vinyet almak oldu. Bu satış sırasında bile kendi ülkelerinin parasından farklı paraları kabul etmeyen Ukraynalılar, Avrupa birliğine kabul edilmemeyi bir kez daha hak ettiler sanırım.         

Yol boyunca gördüğümüz tabelaların kiril alfabesi ile yazılmış olması, önemli sayılabilecek yanlışların yapılmasına meydan vermemesi için çok dikkatli olmam gerektiğini biliyordum. Buna karşın, yine de otobandan ne zaman ve nerede çıktığımı anlamaya zaman bulamadan, iki kişilik bir trafik ekibi tarafından hız sınırına uymadığım gerekçesiyle durduruldum. Ben otobanda gittiğimi sanıyordum. Meğer, şehir sınırları içindeymişim. Saatteki hızım en çok 60 km olması gerekirken 85 km olmuş. Bu nedenle ceza uygulaması yapılacakmış. Cezayı kendi ülkelerinin parası olarak ödememiz gerekiyormuş. Döviz bozdurma yerleri kapalı olduğundan, ertesi günü beklememiz gerekiyormuş. Bu tür açıklamalar yaparak bizi alıkoymaya çalışan görevliye trafik cezamı ödemek için 20 euro uzatınca, sesini çıkarmadan, usulca parayı aldıktan sonra evraklarımı geri verdi. Böylece yaşantımın tümünde ilk kez bir görevliye rüşvet vermiş olduğumu anlamanın burukluğu ile yolumuza devam ettik.

Yapıldığından bu yana bir çok onarım gördüğü belli olan yolda ilerlerken, yol kenarında karşılıklı olarak durmuş birisi Antep, diğeri Hatay plakalı iki tırı görünce ben de aracımı yol kenarına çektim. İlk kez Rusya'ya yük götüren Antepli şoförün ne haritası, ne cep telefonu, ne de yol arkadaşı vardı. Üstelik Türkçe ve Kürtçe'den başka dil bildiği de yoktu.

Hataylı şoför elinden geldiğince yolu tarif ediyordu ama, yanına kene gibi yapışmış orta yaşı çoktan devirmiş, derme çatma elbiseli, ağzı votka kokan bir Ukraynalı "Ben de seninle geleyim. Yolu sana tarif ederim" der gibi ha bire konuşurken eliyle koluyla da bir çok hareketler yapıyordu. Antepli bir ara adamın üzerine hışımla yürüyerek vurmak istediğini belli etti ama, adamın aldırış ettiği bile yoktu. Sonunda fazla yardım edemeyeceğini anlayan Hataylı, "Sen bu yoldan devam et. İlk şehirde muhakkak Türk tırlarını görürsün. Onlar sana yardımcı olur" diyerek bizimle ilgilenmeye başladı. İyi ve güvenilir yol danışmanı bulmanın sevinciyle, gideceğimiz yolu harita üzerinde işaretlemesini isteyince "Kiev karışık bir şehir. Kaybolabilirsiniz. Beni şehir çıkışına kadar izleyiniz. Ondan sonrası kolay. Şehir çıkışından 20 km sonra yolun hemen kenarında TIR parkı ve lokanta var. İşletmecisi Türk. İyi bir insan. Orada yemek yersiniz. Türk yemeklerinin çoğunu orada bulabilirsiniz. İşletme sahibi yatmanız için size güvenli ve temiz bir otel bulabilir" diyen Hataylı tır şoförü Hasan Kargı'nın ardı sıra yola devam ettik.

  • Şehir merkezine girmeden, tarlaların arasındaki çevre yolunda ilerlerken, bir ara bizi unuttuğunu sandığım Hataylı Hasan Kargı'nın önüne geçtim ve durdum. O da durdu. Aracından inmeden el ko işaretleriyle beni unutmadığını ve devam etmemiz gerektiğini anlatmaya çalıştı.

    Ona yol vermek için kenara çekildim ve ardı sıra bir kaç metre gittikten sonra trafiğin iki yönlü tıkandığını anladım. Bir kaç dakika bekledikten sonra arkada ve yanda Hatay plakalı tırların da durduğunu ve içinden şoförlerin çıkarak ilerlediğini görünce olağan dışı bir şeyler olduğunu fark ettim. Araçtan inip tırın önüne geldiğimde gördüğüm manzara tedirginliğimin daha da büyümesine neden oldu. Sivil giyimli, ince yapılı, soluk benizli ve ağzı votka kokan bir delikanlı binek aracı olarak kullandığı bir minibüsü tırın önüne çekmiş, tır şoförü Hasan Kargı ile tartışıyordu. Bir anda çevresinde dokuz Türkü görünce, arkadaşlarından yardım istemek için cep telefonuyla bir yerleri aramaya başladı.

    Olayın büyüyeceğini anlayıp, elçilikten ya da konsolosluktan yardım istemelerini söyleyince Hataylı TIR şoförü Süleyman Çatı'dan aldığım yanıt çok ilginçti. "Yolda bir Amerikalının karnı ağrıdığında onların büyük elçileri anında yanlarında oluyor ama, bizi öldürmek istediklerinde elçiliğimizi arayınca telefona bile cevap vermiyorlar. Biz bu meseleyi kendi bildiğimiz usulle halletmeye çalıştık. Adama akşamın votka parası olarak elli kağıt verdim, ille de iki yüz istiyor. Ben de kızdım hiç vermiyorum. Gümrük polisi olduğunu söyleyerek yükümü sordu. Tır boş dedim, inanmadı. İlle de merkeze geleceksin diyor. Anam avradım olsun adamı bir vuruşta tepeleyeceğim" diyerek bağırmaya başlayınca, gümrük polisi aracına binmek zorunda kaldı.

    Yoğun trafik arasında ilerlerken Hataylı şoför Hasan Kargı eliyle ileriye doğru devam etmemizi işaret ederek aracını kenara çekti. Vedalaşamamanın mahcubiyeti içinde yolumuza devam ederken bir yandan da güvenilir yol arkadaşımız, yol danışmanımız, kısacası can yoldaşımız olan şoför Hasan Kargı'nın önerdiği TIR parkını geçmemek için çaba gösteriyordum.Kiev şehir çıkışını geçince CANAY İSTANBUL RESTAURANT tabelasını görünce, can sıkıcı yolculuğun baskısını üzerimizden atmak için mola verdik.

    Yolculuğumuzun 13.06.2010 tarihine rastlayan Ukrayna bölümü unutamayacağımız anılarla dolu olmuştu. Orta büyüklükteki işletmenin Türk sahibiyle yaptığımız söyleşi sonunda Ukrayna sınırları içinde Romanya sınırına yakındaki işletmecisi Türk olan İstanbul Hotel'de gecemizi geçirmemiz gerektiğini anladık. Türk yemek çeşitlerinin bulunduğu Canay Restorant temiz ve düzenliydi. Cıorba de burta, total de plata ve valoare consumata yedikten sonra gece karanlığına kalmamak için yolumuza devam ettik.

    Biraz sonra, yolun solunda İstanbul Hotel yazısını görünce "İşte yorgunluk burada atılır" diyerek otelin resteorant bölümüne girdiğim zaman, bizim yol arkadaşlarımız olan Hataylı şoförler Hasan Kargı, Süleyman Çatı ve Nezirrhan Revna'yı orada görünce şaşkınlığımı gizleyemedim. Temiz ve çok düzenli olan İstanbul hotelde bir gece konakladıktan sonra yolumuz üzerindeki Hotin Kalesi'ni gezmek için sabahın erken saatlerinde yola çıktık.


    Bir ülkenin ekonomik durumunu anlayabilmek için ya ibadet yerlerine ya da pazar yerlerine bakmanın yeterli olacağına inanıyorum.

    İki günlük Ukrayna yolculuğumuz sırasında yol kenarındaki Çernobil tabelasını görünce 26 Nisan 1986 tarihindeki nükleer faciayı anımsayınca, hızımızı daha da artırarak bölgeden çabucak uzaklaşmıştık. Tarihinde çok sayıda yıkım gören bu ülke derlenip toparlanabilmek için şimdi de AB ne göz kırpmaya çalışırken, elindeki Kırım'ı da kabetti.

    Hotin Kalesi'ne geldiğimizde, 200 bin kişilik ordu ile gelip de kaleyi kuşattıktan sonra savaşamadan geri dönen padişahın duygularını düşünürken, kaleyi savunan komutanın devasa heykelinin fotoğrafını çekmeye çalışıyordum.

    Hotin Kalesiİçin Tıklayınız ...

  • Savaş Yapmadan Gezebilirsiniz.

  • Yurt Dışı Gezilerim

  •  

    Avusturya

    Belarus

    Bulgarista

    Gürcistan

    İran

    İsviçre

    İtalya

    Macaristan

    Mısır

    Polonya

    Romanya

    Rusya

    Slovakya

    Sırbistan

    Surye

    Tayland

    Ukrayna

    Yunanistan