Tansiyonun yüksek ise kapıya yakın dur...

RUSYA GEZİ ANILARI  ASTRAHAN 2015

 

Tan yerinin kızıllığa büründüğü yere doğru bakınca birazdan sabah olacak diye umutlanmıştım ama aradan bir saat geçtiği halde halen güneşi göremiyordum.

Ne bir dağ, ne bir tepe ne de bir tek ağacın bile bulunmadığı çırılçıplak dümdüz verimsiz arazinin gerisinde birkaç solgun sokak lambasının görünmesi Astrahan'a yaklaştığımızı anlatmaya yetti.

İyice ışıtmaya başlayan güneşle ısınmaya çalıştığımız  sabahın ilk saatlerinde, yeni yapıldığı belli olan çok katlı bir otelin yakınındaki otobüs terminaline 22 Temmuz 20015 günü geldik. Buradan Kazakistan'a geçme yollarını öğrenmek için boşuna uğraştığımızı anlayınca, sabah kahvaltısı yapabileceğimiz bir lokanta araştımaya karar verdik.

Biraz dikkatlice bakamadığımızdan ya da kiril alfabesini iyice öğrenmemiş olmamızdan 'Kafe İstanbul' yazısını görmeden girdiğimiz iş yerindeki garsona kahvaltı yapmak istediğimizi anlatmaya çalışırken, yakışıklı bir genç yanımıza gelerek kendisini tanıtmaya başladı.

Kafe İstanbul'un sahibi Azeri İsmail'in yardımıyla ne yememiz, nereyi gezmemiz ve nerede yatmamız gerektiğini öğrendikten sonra, içerisinde iri bir patatesin ve iri bir parça sığır etinin bulunduğu maydanozlu çorbayla sabah kahvaltımızı yaptık.

Kapitalist ekonominin vazgeçilmezi olan süpermarketin, çelişkiler yumağının sergilendiği fukara yerleşim yerlerin, Astrahan Devlet Opera ve Bale Tiyatrosu'nun ve sovyet döneminde korunmuş geleneksel evlerin yakınından hızlıca geçtikten sonra  Volga kıyılarındaki modern lüks yaşamların bulunnduğu ortama ulaştık.

Volga Nehri boyunca çiçek ve heykellerle süslenmiş gezinti bölgesini görünce ülkemdeki kıyıların hali geldi aklıma. Rize, Trabzon ve Giresun il merkezlerindeki kıyı kullanımı düşündüm hemen. Sonra da Mersin'den Anamur'a kadarki kıyııları düşündüm. İçim sızladı...

Adamların kurdukları şehri kıskandım...

Volga Nehri'nin öteki kıyısına  demir atmış savaş gemileri ile sazlıkların oluşturduğu kareleri fotoğraf makinemle sabitledikten sonra bu kez nehirden uzaklaşarak eski şehrin içine daldık.

Volga Nehri'ne açılan kanal boyunca yürüken çevrede gördüğümüz yeknesaklıktan sıkılarak daha çok ayrıntıyı izlemek için ara sokaklara daldığımızda ilginç mimarisi olan iki camiye ulaştık. Türkçe konuşabilen görevliyle birazcık sohbet etme olanağı bulduğumuzda, yaşam koşullarından yakınmadığını, hatta memnun olduğunu gözlemleyebildik.

Mimaride ahşabın bu kadar güzel ve yararlı kullanıldığı bir kent daha var mı acaba diye söylenirken, hızlıca yeni kurulmakta olan modern mahalleler için en çok iki katlı, bahçeli ve birisi diğerine benzemeyen özgün projelerlle yapılmış o güzelim evlerin çürümeye terk edildiğini  görmek birazcık da olsa üzülmemize neden oldu. Umarım o mahallelerdeki evler koruma altına alınmıştır.

                

Kaybolduğumuzu anlayınca yardım istediğimiz bayanlar bizi otobüs durağına kadar getirdiler. Ücret ödemeden Kafe İstanbul'a geldiğimizde hem çok yorulduğumuzu hem de çok acıktığımızı söylediğimiz Azari İsmail Bey kısa bir süre içinde masamıza mis gibi kokan kebap getirdi.

Volga Nehri

İsmail Bey'in yardımıyla Nalçik'a otobüs bileti aldığımızda, bu şehre yeniden bir daha gelmeye söz verdik.

Gezinin Kabardey-Balkarya Cumhuriyeti'nin başkanti Nalçik bölümü için tıklayınız ...

  • Savaş Yapmadan Gezebilirsiniz.

  • Yurt Dışı Gezilerim

  •  

    Avusturya

    Belarus

    Bulgarista

    Gürcistan

    İran

    İsviçre

    İtalya

    Macaristan

    Mısır

    Polonya

    Romanya

    Rusya

    Slovakya

    Sırbistan

    Surye

    Tayland

    Ukrayna

    Yunanistan