Tansiyonun yüksek ise kapıya yakın dur...

İRAN GEZİ ANILARIM

 

İSFEHAN (Ocak 2020)

 

İran, Trump‘ın talimatıyla gerçekleştirilen “Süleymani” suikastına 8 Ocak’ta yaptığı misillemeyle yanıt verdi ve ABD’nin Irak’taki iki üssünü vurdu.

İran, Kiev’e giden Ukrayna uçağını seyir füzesi olduğu ihtimali üzerine yanlışlıkla düşürdüğünü açıkladı

Ortadoğu'da vekaletler savaşı yerine asılları savaşabilir.

Vekâlet Savaşları, ''Devletlerin, özellikle küresel ve bölgesel güçlerin kendi çıkarlarını elde etmek ve nüfuz alanlarını genişletmek maksadıyla; kendi askeri unsurlarını kullanmaktan ziyade, müttefiklerini, edilgen ülkeleri, hedef ülkedeki parçalanmış yapıları ve yandaşlarını cepheye sürmek suretiyle gerçekleştirdikleri savaşlardır.(BİLGESAM)'' Olarak tanımlandığı bir dönemde İran'a yapacağımız gezi dostlarımızı hayli kaygılandırdığı gbi, bizi de yeni araştırmalar yapmaya mecbur bıraktı.

Basında böyle haberler dolaşırken biz, İran biletimizi çoktan almıştık.

Önce İran Devrimi'ni, sonra da İran tarihini araştırdım. Süreç içinde Türk - İran ve Arap - İran ilişkileri ile ilgili bir iki kitap okurken, hergün İran ile ilgili haberleri inceliyordum.

Yıllarca birlikte yaşamayı başarabilmiş Azarice, Beluçça, Kürtçe, Arapça, Türkmence ve Farsça diiernin konuşan; şii ve sünni müslümanlar, ahli-hak, bahailer, sabiiler, hindular, ermeni hıristiyanlar, ortadoks gürcüler, museviler ve zerdüştlerin görülmeye değer kültürleri kaygılarımın tümünü aklımdan ötelemeye yetti. Kararımızı verdik ve İran'a gittik.

Din, mezhep ve ırk kapsamında böylesine keskin farklılıkların bulunduğu bir ülkenin emperyalizmin ambargoları karşısında nasıl da birlikte yaşayabildiklerini görmek gerçekten de heyecan verici olacaktı.

Sadece THY, Pegasus ve Qatar havayollarına ait uçakların iniş yaptığı havaalanına ulaştığımızda ilk işimiz döviz bozdurmak oldu. (1 dolar 1 200 000 riyal veya 120 000 tumen yani yaklaşık 6 TL.)

Biraz İngilizce, biraz Türkçe konuşarak Air Port Taksi durağından 600 000 tumene kiraladığımız otomobille doğruca Safavi İmparatorluğunun başkentlerinden birisi olan İsfehan'a hareket ettik.

Yol boyunca bir dönüm arazinin bile ekilebilir nitelikte olmadığını görünce içim sızladı ancak, böyle toprakların altında milyonlarca dolarlık petrol ve doğal gaz yataklarının olabileceği olasılığı aklıma gelince biraz da olsa teselli oldum.

İsfehan'daki otelimiz (Espadana Hotel) Zayendeh nehri üzerindeki Si O Se Pol ile Fedowsi köprüsü arasındaki parkın yanında; temiz, düzenli, ucuz ve gezip görmemiz gereken yerlere çok yakındı. İran halkının her yerde anlatılmaya çalışılan konukseverlik ve dostluk ilkelerinin övülesi özelliklerini taşıyan Peyam Bey'in sayesinde bu güzel olanağa kavuşmuştuk.

Selçuklu hanedanları döneminde başkent, Moğol istilalarıyla yerle bir olan İsfehan, Timur ile de tanıştıktan sonra Safevi Sultanı Şah Abbas tarafından yeniden başkent yapılarak günümüzde bile beğeniyle izlenen mimari örnekleriyle bezenmişti. Günümüzde sıradan halkın birlikte şarkılar söyleyerek eğlendiği Ferdowsi köprüsünü halen popülerliğini korumaktadır.

Nakş-ı Çihan Meydanı. Dünya'nın en büyük 2. meydanı. İran'ın ve Güneybatı Asya'nın en geniş meydanı. Şah Abbas tarafından polo oyunu için yaptırılmıştı. İmam Cami ve Ali Gapu ile taçlandırılan meydanın çevresinde aranan her şeyin bulunabildiği 3 km uzunluğunda kapalı pazar vardı.

İlk gün Nakş-ı Çihan Meydanı'nı gezip, gecenin karanlığını süsleyen Si O Se Pol köprüsünü görünce, iyi ki İran gezisi yapmışız demenin ayrıcalığına sahip olduk.

Taş köprünün loş ışıkları altında orta sınıf temsilcisi olan anne babalar ellerinden tuttukları çocuklarıyla geziniyordu. Belki sevgili, belki de yeni evli çiftler el ele tutuşarak, gitar eşliğinde şarkılar söyleyen sokak müzüsyenlerini dinliyordu. Süslenip püslenip köprüde dolaşan yani piyasa yapan kızlı erkekli grupları da görünce geziye başlamadan önce bizim mahçup basın yayyın organlarımızın haksız ve insafsız İran yargıları geldi aklıma.

Önyargılarımızın kırılmaya başladığı ilk günde sokakta sigara içen, yüksek sesle konuşan, yere tüküren ya da avlamak için avanak turist arayan uyanıklardan birisini bile görememenin şaşkınlığıya gezinirken; eğitim kurumu olduğu anlaşılan bir mekanın bahçe duvarındaki çocuk resimleri dikkatimi çekti.

Burada da heykele karşı olan Ordu Belediye Başkanı gibi, resime karşı olan İranlılar varmış. Bahçe duvarının dışına sabitlenerek segilenen çocuk resimlerin bir bölümü bıçaklanmıştı. İki olayda sadece bir farklılı vardı. O da, Ordu'da belediye başkanının emriyle, İran'da sıradan birisinin kararıyla olması...

Tarihi önem taşıyan yapılarda taş, ahşap ve çini süslemeler dikkat çekiciydi. Mavinin egemen olduğu çinilerin üzerindeki desenler cami duvarlarını, minareleri ve kubbeleri süslemekteydi.

Her gezinin önemli bölümlerinden birisi de gastronomidir. İran'a gelinir de yörenin özel tatları denenmez mi? Biz de Google danışmanımızdan aldığımız bilgilere göre hareket ederek lüks lokantalardan birisine gittik. Yöresel yemekleri sorunca kebapları tanıtmaya başladılar. Dizi (Abgoosht) yemek istediğimizi söyleyince, böyle yemekleri bulabileceğimiz adrese yönlendirdiler. Akıllı telefonumuzun nevigasyonuna uyarak yürümeye başlayınca kendimizi çamurla sıvanmış kerpiç duvarların arasına sıkışmış sokakta bulduk. İki genç kadın ve benim gibi orta yaşı çoktan terk etmiş bir erkeğin böyle ara sokaklarda yürümesi bazı olumsuzlukları davet eder endişesiyle yürüyorduk. Sarı ampüllü sokak lambalarının aydınlatmaya çalıştığı sokakta bir genç kadının telefonuyla ilgilendiğini görünce, İran'da güvenlik sorunu yaşanmaz diyenleri anımsadık.

Aradığımız lokantayı bulamayınca sokaktan geçen bir gençten yardım istedik ve aradığımız yerin duvarların arkasındaki Nakş-ı Çihan Meydanı'nın girişlerinden birisinin yakınındaki kapalı çarşıda olduğunu gördük.

Dizi (Abgoosht) et suyunda haşlanmış nohut ile kuzu etiniden yapılmış güveçe benziyordu. Garson , yöresel giysiler giymiş, işini iyi bilen güler yüzlü genç bir kadındı. Önce sıcak et suyu dolu bakır tasa lavaş ekmeği doğradı. Ardından, yaklaşık boyu 15 cm , taban çapı 10 cm olan silindir biçimindeki güveçteki nogutları ve kuzu etini özel bir metalle ezmeye başladı. Nasıl yememiz gerektiğini de öğrendikten sora yemeğin tadını çıkarmaya başladım. Bizde böyle bir yemek olmadığı gibi benzeri bile yoktu.

İkinci gün gezi rotamız her yanı bakımlı ve tertemiz Yeni Culfa mahallesi ile çatısı cami kubbesine benzeyen Vank Katedrali (Ermeni Kilisesi) oldu.

Dinsel olayların betimlendiği duvar resimleri ile müzedeki görsellerde anlatılmak istenenleri görünce, din ya da ırk nedeniyle insanların nasıl da birbirlerini boğazlayabildiklerine pek şaşmadım.

Ekonomik nedenlerle yapılan her savaşta ya dinsel ya da ırkçılık duygularının kolayca araç olarak kullanılabildiklerini burada da görmek insanı biraz daha kaygılandırıyordu.

İran'daki Azeri nüfusu öğrenince, yöneticilerin neden Ermenistan ile dost olmak zorunda olduğunu daha iyi anladım.

İsfehan'daki tarihi ve turistik mekanlarını yeteri kadar gezip, özümseyemediğm için, içim sızlayarak ta olsa ayrılmak zorunda kaldım.

Arkadaşımız Peyam Bey ile İsfehan'ın görkemli gece manzarası karşısıda Shandiz Sofe resteorantında büryani ve çilo kebabı yerken, ülkelerimizin ve Dünya'nın sorunlarına ilişkin sohbetimizi anımsayınca; şu egemen medya kuruluşlarının halkları birbirlerine düşman yapmakta ne kadar da başarılı olabildiklerine şaşıyorum.

 

Gezinin Şiraz bölümü için tıklayınız ...
Gezinin Pesepolis bölümü için tıklayınız ...
Gezinin Yazd bölümü için tıklayınız ...

 

 

  • Savaş Yapmadan Gezebilirsiniz.

  • Yurt Dışı Gezilerim

  •  

    Avusturya

    Belarus

    Bulgarista

    Gürcistan

    İran

    İsviçre

    İtalya

    Macaristan

    Mısır

    Polonya

    Romanya

    Rusya

    Slovakya

    Sırbistan

    Surye

    Tayland

    Ukrayna

    Yunanistan