Tansiyonun yüksek ise kapıya yakın dur...

GÜRCİSTAN GEZİ ANILARI

2007

Batum’un sahili boyunca bütün güzelliklerinin sergilendiği parkın ayrıntıları arasında heykeller de dikkatimden kaçmadı. Parkın her yerini gezmiş olmama karşın, Sovyet döneminin siyasi liderlerinden hiçbirisinin heykeline rastlamamak   benim için üzücü ve düşündürücü oldu. Sovyetler döneminde çoğu cumhuriyetlerden ayrıcalıklı olan Batum, o döneme ait anı niteliğinde korunması gereken bir tek anıtı da koruyamaz mıydı?

Birkaç anıt vardı, ama bu anıtlar Gürcistan’ın bağımsızlık mücadelesindeki önderlerinin anıtlarından başkası değildi. Bağımsızlıklarını Ruslara, Osmanlılara ve İranlılara karşı savunmuş bir halkın siyasi liderlerinin anıt heykelleri, devasa büyüklükte ve sanatsal özelliklere sahipti.

Parkın ana merkezlerini gezerken, içine yapılan devasa turizm tesislerinin yapımına hız verildiği dikkatimizi çekti. Büyük otellerin yapımının sürdüğü inşaat alanının arka bölümüne dolanınca, büyük bir havuzun etrafındaki yüksek ağaçlarla çevrili park alanına yöneldik.

Büyük havuzun etrafındaki banklardan birisine, giysisi askılı dekolte bluz, şort ve sandaletten ibaret olan genç bir bayan güneşe karşı kaykılarak oturmuş, kitap okuyarak günün tadını çıkartıyordu. Parkın gerisinde, bisikletle gezinen genç  bir bayanın da şort ve dekolte giysili olduğu dikkat çekiciydi. Büyük ağacın altındaki iki bayandan birisinin sürmekte olduğu çocuk arabasının içinde bir bebek vardı. Yandaki ağacın altına çömelmiş anne ile çocuk, yerde gezinen bir hayvana bir şeyler yedirmek için uğraşıyordu. Fotoğraf makinemi çıkararak olayı görüntülemek istedim. Gördüğüm manzara çok ilginçti. Anne ile çocuk, sedir ağacından inerek çimenler arasında onlara yaklaşan sincaba fıstık ikram ediyorlardı. Ürkek, ve korkak  sincap, cesur hamlelerle ikram edilen fıstıkları bir hamlede kapıp, insanlarla arasında koruması gereken güvenli mesafeye kadar kaçıp, orada fıstıkları midesinde indiriyordu. Benim ısrarlı yaklaşımımdan ürkmüş olacak, sedir ağacının yüksekteki dallarının arasında kendisini kaybetmeyi başardı.

Sevgililerin birbirlerine sarılarak oturdukları parktan ayrılarak, Türkçe tabelası olan bir lokanta aramak için rıhtım bölgesindeki caminin yanına doğru  yürümeye başladık. Caminin iki sokak arkasında KARADENİZ TÜRK LOKANTASI  yazan tabelayı görünce çocuklar gibi sevindik. Selam verip içeriye girdiğimizde Artvinli olan sahibi de bizim kadar sevindi sayılır. Türkiye’den geldiğimizi anlamış olmalı ki hemen bizi karşıladı ve lokantamın en iyi masasına davet etti. Yanımızdaki bir sandalyeye de kendisi oturduktan sonra gezi nedenimizi ve süresini öğrenmeye çalıştı. Biz bu sohbeti yaparken, iki bayan garsondan sarışın ve dekolte giysili olanı yanımıza yaklaşarak “Ne içeceksiniz?” dedi.

Sarı saçlarının bir bölümü sol omzunun arkasında, diğer bölümü sağ göğsünün üzerine saçılmış biçimde; masanın üzerini bez ile siler gibi yaparken, üstten birkaç düğmesi çözülmüş gömleğin yakasından yarısına kadar taşmış göğüslerini de bütün cömertliğiyle sergilemeye çalışıyordu. Lokantanın sahibi bayan garsonu sert ve aşağılayıcı bir sözle uyardı. “Ne içeceğiniz diye sorulmaz. Belki bir şey içmeyecekler. Belki sadece yemek yiyecekler. Hadi çekil git şimdi” dedi ve elemanların nitelikli olmadıklarından, kendisinin de burayı yeni açtığından bahsederek özür dilercesine konuşmaya devam etti. Biz de durumun önemini  anladığımızı, kusurluk bir şey dolmadığını anlatarak, yörenin önemli yemeklerinden yemek istediğimizi belirttik. Yörenin yemekleri yerine Türk yemekleri önerdi. Biz ısrar edince “Peki size paşapuri yaptırayım” dedi.

Bayanlar lokantanın arka bölümlerine oturmuş içki içen insanların hizmetlerine salına salına gidiyor ve dönüşlerinde yerlerine oturarak bizleri davetkar gözlerle izlemeye çalışıyorlardı. Belli ki bizi çok merak ediyordu bayan garsonlar.

Hemşehrimizin lokantasında içki içip yemek yiyen müşteriler de bizi merak ettiklerinden olmalı onlar da muhabbetimize katılmaya başladılar. Nereden gelip, nereye gittiğimizi; ne için gelip, ne kadar kalacağımızı, velhasıl merak konularının önemli bölümünü sorup öğrendikten sonra, kesin yargılarını yapmış olacaklar ki; bizim için en önemli önerilerini ortaklaşa yaptılar.

Kesinlikle botanik bahçesini geziniz” dedikten sonra hemen bizim için iyilik yapmaya başladılar. Türkçe bilen bir taksi şoförünü telefonla çağırabileceklerini, bizi gezdirecek şoföre yirmi lari verirsek, bizimle  botanik bahçesini onun da gezeceğini yani bize mihmandarlık yapabileceğini söylediler.

Aklımızın en önemli yerinde, önemli bir bilgiyi hep saklamış olmanın kurnazlığı ile konuşuyor ve karar veriyorduk “Gürcistan’da iş yapan Türklerin çoğunluğu Türkiye’de kanunsuz işler yapıp, kaçak olarak Gürcistan’a kaçan  yaramaz insanlardır. Her tür pis işlere orada bulunmuşlardır. Aman Oradaki Türklere dikkat edin. Ama Gürcülere güvenebilirsiniz. Gerekirirse evlerinde bile kalabilirsiniz. Gürcülerden zarar gelmez. Ama, oradaki Türk esnafa karşı çok dikkatli olun” demişti Hopa’daki dolmuş değnekçisi.

Biz de olanca dikkatimizi kullanarak hareket edip, taksiyi çağırmalarını rica ettik. Taksi sürücüsü gelir gelmez “Botanik bahçesine kaç liraya gidersiniz? Sonra da bizi iki saat sonra gelip geri getirirsiniz” dediğimde taksi sürücüsü 15 larinin yeterli olacağını söyledi. Hemen kabul ettik ama, lokantadaki bize yardımcı olan bir kişi ısrarla “20 lari verin de sizi gezdirsin” diyordu.

Buradaki ikilemi bir türlü çözememiştim. Bizim 20 lari vermemizi istemesi ve bu öneriyi birkaç kez yinelemesi nedendi? Acaba, bizim cebimizdeki paradan ne kadar çoğunu arkadaşına verdirirse o kadar kazançlı olacağından mıydı? Yoksa, botanik bahçesinde başımıza gelebilecek olumsuzluklardan taksi sürücüsünün bizi korumasını istemesinden miydi?

Binlerce dönüm arazi üzerine kurulmuş, binlerce farklı türden bitkinin bulunduğu bir bahçeye botanik bahçesi demek yetmez. En azından bahçedeki bitkilerin önemli bir bölümünün bilimsel adları ya da özellikleri usulüne uygun yerde ve biçimde belirtilmelidir.

Ünlü Sovyet lider Stalin’in gürcü kökenli olması ile botanik bahçesinin Gürcistan’da olmasının bir ilişkisinin olup olmadığı bilinemez. Ancak, Stalin’in böyle bir bahçenin Gürcistan’da kurulmasında önemli ölçüde etkisi olduğunu söyleyenler de var.

Batum’un iklim ve coğrafya özelliklerini bilen bir bilim adamı için, böyle yorumlardan uzakta bir yorumun yapılması gerekir. Kafkas dağlarının eteklerinde, Karadeniz’in kenarında öyle bir iklim  ve coğrafya vardır ki, bu kadar ılıman iklimin hüküm sürdüğü, nem ve ısı oranının bu kadar uygun olduğu ve güneşin bu kadar cömert  olduğu Sovyetler Birliği sınırları içinde başka bir bölgenin olduğu da iddia edilemez. Bu nedenle,  Sovyetler Birliğinin sınırları içerisinde bundan daha görkemli ve önemli bir botanik bahçesinin olmadığını söylemek gerekir.

Botanik bahçesindeki gezinti yollarına dökülen asfalt, bahçenin bilimsel değerini bir ölçüde gölgelemektedir. Asfalt yol üzerinde otomobillerle gezinti yapan sonradan görme insanların varlığı da bir başka sorun yaratmaktadır. Gezinti yollarında gelişigüzel ilerlerken, yüksek çam ve sedir ağaçlarının üzerini örtü gibi kapatmaya çalışan sarmaşıkgillerden bir bitkinin çevreye egemenlik kurmakta olduğu izlenmektedir. Bu koyu yeşil bitkilerin aralarından Karadeniz’in azgın dalgalarının kıyıya durmadan yorulmadan yaptıkları akınlar sonucunda, kıyının bembeyaz gerdanlık gibi görünümü bahçeye başka bir güzellik katmaktadır. Gezinti yollarından ayrılıp, dinlenme yerlerindeki oturma guruplarına yaklaştığınızda gördüğünüz manzaranın tesirinden kurtulmak çok güçtür. İster istemez botanik bahçesinin geçmişte, Sovyet zamanında, Sovyet yetkililerinin ya da Komünist Partisi üst düzey yöneticilerinin dinlenme yerleri olarak kullanılabilmiş olması düşüncesi egemen oldu. Cennetten bir köşe gibi her yer. Yüksek ağaçların arasındaki boşluklara farklı türde bol çiçekli ağaççıklar,  ağaççıkların arasındaki boş yerlere kırmızı  ya da mor renklerin egemen olduğu çalılar, çalılıkların arasındaki boş yerlere keskin kokulu bodur çiçeklerin dikilmiş olduğunu görünce, başlangıçtaki ön yargılarımızın daha da güçlenmiş olduğunu fark ettim.

Bu kadar özenle yetiştirilmiş ve özenle düzenlenmiş botanik bahçesindeki devasa  nitelikteki binaların hali ise yürekler acısı. Bu binaların Sovyetler zamanında otel ya da dinlenme, eğitim, konferans; ne bileyim işte, sosyal merkezler olarak kullanılmış olması ihtimali çok kuvvetli. İki bina arasındaki en yakın uzaklığın bir kilometre kadar olduğu düşünülürse, burada yaşayanların ne kadar önemli insanlar olduğu daha kolay anlaşılır.

Sovyetlerin  dağılması ile Gürcistan da yaşanan kaos, yönetimsizlik, denetimsizlik ve başıboşluk döneminde; botanik bahçesindeki bütün bitkiler özenle korunmuş olmasına karşın, binaların harap ve perişan vaziyette kalmasına da şaşmamak gerekir. Botanik bahçesindeki devasa büyüklükteki binaların hepsi çürümeye  ve yıkılmaya terk edilmiştir. Küçük binaların bakımı kolay ve botanik bahçesinin bekçileri tarafından lojman olarak kullanılmış olmasından, çürümenin  önlenmiş olduğu gözlenmektedir.

Gezinin Tiflis bölümü için tıklayınız ...

Gezinin Ahıska bölümü için tıklayınız ...

 

  • Savaş Yapmadan Gezebilirsiniz.

  • Yurt Dışı Gezilerim

  •  

    Avusturya

    Belarus

    Bulgarista

    Gürcistan

    İran

    İsviçre

    İtalya

    Macaristan

    Mısır

    Polonya

    Romanya

    Rusya

    Slovakya

    Sırbistan

    Surye

    Tayland

    Ukrayna

    yunanistan