Tansiyonun yüksek ise kapıya yakın dur...

MISIR GEZİ ANILARI

 

HURGADA

 

12 Aralık 2015 günü Kızıl Deniz'i görmemizi engelleyen yüksek duvarların arasındaki süslü bir giriş kapısından geçerek plaja ulaşmayı denemek istedik. Cafe Resteorant yazısına doğru giderken önce sivil giysili Arap gencini, ardından garip bir uyarı sesi çıkaran güvenlik bariyerini, ardından da özel giysili üç garsonla karşılaştık. Alışkanlık edindiğimiz beden diliyle anlaşarak plajın gerisindeki masalardan birisinin çevresindeki bambu sandalyelere kurulduktan sonra yanımıza yaklaşan garsona ''Van ti, van espresso'' dedik. Espresso olmadığını öğrenince birer çayla yetinelim derken bir de peynirli pizza istedik.

Hesap pusulasında 62.83 LE yazmasına karşın 65 LE ödeyerek kaltığımızda iş yerinin plaj bölümüne geçmek için bir kişi için 50 LE ödememiz gerektiğini öğrendik.

Eşime usulca ''Ayvalık Sarımsaklı plajlarından denizi seyretmek için ya da denize girmek için bizden bir bardak çayın 10 katı kadar ücret isteseler ne yapardın?'' diyerek, ülkemizde her fırsatta eleştirmeye çalıştığımız deniz, göl ve akarsular ile kıyıları hakkındaki hukukun önemini ve değerini yeniden anımsatmaya çalıştım.

Ayvalık

Halen ülkelerine barışı getirememiş beceriksiz birkaç güvercinle, iyi beslenemediği çelimsiz kara kanatlarından belli olan bir iki karganın dışında birtek serçenin bile yaşayamadığı yapay turizm kenti Hurgada'danın az oksijenli havasında küçük yapışkan inatçı karasinek ve minicikk sivrisineklerinin arasında yaşarken, dilini anlayamadığım TV programlarında binlerce ötelerden gelerek Ortadoğu halklarına barış ve demokrasi ya da gasp edilmiş devlet haklarının kollanması  veya geri kazandırılması için mücadele veren Amerika, Rusya, Fransa, Almanya, Türkiye, İran ve Sudi Arabistan yöneticilerini; yıkıntılar arasındaki ölüm tarlaları arasında ölen çocuklarına ağlayan annelerin kurumuş göz pınarlarının ıslatamadığı öfkeli yüzlerini seyrediyorduk.

İyi ki varsın Jack Daniel's, koyu kahve rengindeki taze hurma ve hentbol topu kadar büyüyebilmiş tatlı, sulu kavun...

Bu çelişkiye başka türlü dayanma gücü bulamazdım...

Hurgada Pazar Yeri

Murat Bey ve yanında çalıştırdığı Mısırlı Kıpti Hüsame ile birlikte sebze ve meyvelerin satıldığı pazar yerine (Sug Hudar) giderken yolda gözlemleyebildiklerim içimi sızlatmaya başlamıştı.

Yörenin en eski yerleşim yerleri olan Dahar'daki pazar yerine gidilen bulvar üzerindeki kavşakların tek trafik kuralı ''Kavşağa ilk giren haklıdır'' dedirten şekildeydi. Eski model otonobiller, kamyonlar, kamyonetler, eşek arabaları, yolcu taşıyan minübüsler, motosikletler, motosiklete ekler yapılarak oluşturulan damperli taşıtlar, faytonlar sürekli klakson çalarak olması gerekenden çok büyük hızlarla yol almaya yarışıyorlardı. Böyle bir karmaşanın içinden kazasız belasız sıyrılarak ilerlerken sağımızdaki apartmanların arasına sıkıştırılmış şehirler arası otobüs terminalini görünce Ankara'daki AŞTİ aklıma geldi. Bizdeki otobüs terminalleri buradakine göre kıyas bile yapılamayacak derecede temiz, düzenli ve modern görünümlüydü.

Bir katlı yapının çevresindeki insan ve motorlu taşıt karmaşasından pazar yerine yaklaştığımız belli oluyordu. Belirli bir kurala uymaksızın park yapılan otomobillerin arasında, gerisinde, önünde kısacası boş bulunan her yere yerel malzemelerle yapılan özel kasalara sıkıştırılmış sebze satıcılarının bağırışlarına, eşek arabasının arkasındaki düz platforma serilmiş el ayası büyüklüğündeki lavaş benzeri ekmekleri satmak için bağıranların sesleri karışıyordu.

Güneş ışınlarıyla iyice örselenmiş ve rengi solmuş örtülerin gölgelendirdiği pazar yerindeki satıcıların çıkardığı anlamsız seslerin gürültüsünde, kendi aramızda konuştuklarımızı zar zor anlayabiliyorduk. Meyvelerin sergilendiği tezgahın üzerinde kendisine oturma yeri yapmış olan satıcılar hem tezgahtakilere hem de alıcılara yüksekten bakıyorlardı. Fiyat etiketleri büyükçe yazıldığı halde her aldığımız ürünün fiyatını yeniden soran Hüsame, sıkı bir pazarlık yaptıktan sonra hem tartıya hem de verdiğimiz paranın geri ödenmesi gereken üstüne dikkat ediyordu.

Karnıbahar, beyaz lahana, patlıcan, domates, kabak, hıyar, fasulye, soğan ve patates gibi sebzelerle; portakal, mandalina, elma, çilek, mango, muz ve hurma gibi meyvelerin satıldığı pazar yerinde gündüz olmasına karşın çok sayıda elektrik lambası yanıyordu. Geçen yıl gezdiğim Rusya ile Tayland'ın pazar yerleri ile buradakileri kıyaslayınca Mısır'dakiler, Rusya'dakilerden pis ve düzensiz, Tayland'dakilerden çok temiz sayılırdı.

Cennet hurması, portakal, muz, biber, limon, taze hurmadan birer kilo; iri bir karnıbahar, iki aysberg, bir miktar oraya özgü kırmızı patates ile birbuçuk kilo dana etine 250 LE verdk. 250 yi 3 e bölerek kaç Türk Lirası verdiğimizi anlayınca iyi bir alışveriş yaptığımız anlaşılmış oldu.

Hüsame bir yandan satın aldıklarımızın parasını ödemede yardımcı olurken öte yendan da bazı önemli bilgileri kibarca anlatmaya çalışıyordu. Buraya yalnız gelmememeizi, gelirsek de yanımızda fazla döviz bulundurmamazı öğütlerken, siyah ya da kahve rengi taze hurmaları göstererek bunlara hurma demeyin arapça argo kültürde  kadın memesi anlamı taşır. Bir de ayvaya ayva demeyin diyerek bıyık altından gülümsüyordu.

Manav

Her gitttiğimiz ülkede değişik meyve ve sebzeleri tanımaya çalışıyorduk. Burada da öyle yaptık. Çocuk kafası büyüklügünde bir adet kırık beyaz ve açık pembeli GULES aldık. Patates gibi pişiriliyormuş. İlginç görünümlü meyveler de vardı. Bizdeki Gelin Armutu'na benzeyen, mercimekten küçük çok sayıda beyaz çekirdekleri olamasına karşın, çok katı ve şekerli olmayan bir kilo GUAVA ile limon görünümünde ve kabuklarıyla birlikte yenilen parmak büyüklüğündeki meyveden yarım kilo alarak yakınlık kurmayı başardığımız satıcıların fotoğraflarını çekmeye çalıştım.

08.12. 2015

Devami için tıklayınız ...

  • Savaş yapmayın, Sanat yapın...

  • Yurt Dışı Gezilerim

  •  

    Avusturya

    Belarus

    Bulgarista

    Gürcistan

    İran

    İsviçre

    İtalya

    Macaristan

    Mısır

    Polonya

    Romanya

    Rusya

    Slovakya

    Sırbistan

    Surye

    Tayland

    Ukrayna

    yunanistan