Tansiyonun yüksek ise kapıya yakın dur...

MISIR GEZİ ANILARI

 

ANKARA - İSTANBUL - HURGADA

 

Ankara

Saat 14.50 de Ankara Garı'ndan hareket eden yüksek hızlı trenin hız göstergesinde 250 sayısını gördüğümüzde bozkırın üzerindeki yeşillenmeye başlamış buğday tarlaları hızla bizden uzaklaşmaya çalışıyordu. Dörtbuçuk saat sonra ulaştığımız Pendik Garı'nda güzelliklerini saklamayı başaramadığı akşam karanlığı İstanbul'un üzerine ipek örtü gibi sarılmaya başlamıştı.

Gar çıkışındaki merdivenlere ulaşınca iki sırt çantası ile iki iri bavulun ağırlığı altında ezilmek üzere olduğumu anlayan iyi beslenme olanaklarına kolayca uşaşmayı başaramamış olduğu narin vücut yapısından anlaşılan, topuklarına kadar uzun giysili, kirli mavi rengindeki başörtülü incecik sesli genç kadın ''Yardım edeyim amca'' diyerek elimdeki bavullardan birisinin tutma yerine yapıştı.

Merdivenlerin kıyısına engellilerin  ya da sürüklemeli bavul taşıyanların kolayca ilerleyebileceği rampaları yapmayı akıl edemeyen yöneticilere ağız dolusu kötü sözler söylemeyi aklımdan geçirirken böyle bir kadının yardım çağırısını kesin bir dille reddedişimin nedenini aklımın gerilerine yapışmış bir olayın anılarına bağlıyorum şimdi.

İstanbul

Yıllar önce yani ülkemizin insanlarını sağcı - solcu diye iki bölüme ayırmak isteyen yöneticilerin egemen olduğu 1970 li yıllarda, fazla kilolarıyla uzlaşık yaşamayı başarmış olan teyzemin yaşadığı bir olay vardı. Sıcak ve nemli İstanbul günlerinde belediye otobüsünde saçı ve sakalı uzun bir genç erkek oturduğu yerden kalkarak teyzemin oturmasını isteyince, ileri düzeyde dindar olmasa bile İslam'ın çoğu kurallarını uygulamayı kendisine yaşam biçimi olarak kabullenen teyzeme, o gencin kibar ve içtenlikli önerisini reddedişinin nedenini sorduğumda  '' Ne bileyim işte. Onun kalktığı yere oturamadım. Çocuk da çok üzüldü sanırım.'' demişti.

Keşke o ince bedenli ufacık tefecik genç kadının yardım isteğini kabul etseydim. Şimdi daha iyi anlıyorum. Çok, gerçekten çok mutlu olurdu sanırım.

Ankara'dan İstanbul'a Yüksek Hızlı Tren ile 4,5 saat, Pendik Garı'ndan Atatürk Havalimanı'na belediye otobüsü, Kartal Metrosu, Marmaray ve Havalimanı Metrosu ile 2 saat yolculuk yaptıktan sonra iyice yorulmuştuk.

THY nın TK 307 tarifeli uçağına girince koltukların yarıdan fazlasının boş olma nedeni, Mısır'ın Şarm El-Şeyh havalimanından Rusya'ya gitmekte olan uçağın Sina Yarımadası üzerinde düşürülmüş olmasıydı. İstanbul'un ışıklarla anlatılmaya çalışıldığı bir panoya yukarıdan bakarak havalandıktan sonra irili ufaklı ışık kümelerinin hangi şehirlere ait olabileceğini tahmin etmeye çalışırken Antalya ve çevresindeki ışık kümelerinin güzelliğini geride bırakınca Akdeniz üzerinde olduğumuzu anladık.

Aradan bir saat geçmiş olmalı ki uçağın penceresinden bakınca İskendiriye, Kahire, Nil deltası ve Nil vadisinin minik ışık yıldızları ile süslenmiş olduğunu gördük. Bu ışık gösterisi biaz sonra, uçağımızın Hurgada'ya yönelmesiyle kör çöl bölgesinin üzerinde bizi terk etti.

Kızıl Deniz'in kıyısında kümelenmiş ışık süslemelerinin yanındaki iniş pistinin parlak paralelleri arasından süzülerek Uluslararası Hurgada Havalimanı'na usulca indiğimizde saat 3.00 sularıydı.

Şimdi düşünüyorum da,  gecenin kör karanlığı sayılan o saatlerde bizi havaalanında çucuklarımızdan başka kim karşılar ki? İşte burada, böyle bir sorunun yanıtını bulmak çok zor oldu. Murat Bey'i telefonla aradığım zaman ''Beş dakika sonra yannınızda olacaklar Hocam'' sözünü; otomobillerinden inerek ellerimizdeki bavullara sarılan  Faruk ile Mısırlı Usame'yi sanırım yıllarca unutamayacağım.

İçinde buzdolabı, gardrob, karyola, kanepe, sandalye, sehpa, elektrikli ocak, su ısıtıcısı ve mutfak gereçleri olan odaya girdiğimizde gözlerimizden uyku akıyordu. Gençlerle vedalaşıp ayrıldıktan sonra öğle güneşinin tepemize geldiği saate kadar deliksiz bir uykuya daldık.

Alt katında hediyelik eşyaların satıldığı, çatısında küçük bir yüzme havuzunun olduğu apartman üç bloklu altı katlı orta büyüklükte sütüdyo otel olmasına karşın, bizden başka iki müşterisi daha vardı. Murat Bey'in sayesinde iyi bir indirimle aylık kira olarak 1800 LE ye anlaşarak 1200 LE de depozito verdik. Sabah kahvaltısına davet eden Ordulu Murat Bey ile aynı bölgenin insanı olmamız, ortak beğenilerimiziden belli oluyordu.
Murat, Faruk ve Usame sizlere çok teşekkür ederiz. İçinizdeki bu insan sevgisini büyütmeye devam ediniz.

Cuma günü hafta tatili olduğundan merkezdeki gezinti yeri (Memşa) birazcık haraketlenmişti. Küçük çocuklarının sereserpe oynayabilecekleri oyun bahçeleri olmamasına karşın, yine de özgürce koşuşturmanın, kiralık bisikletlere binmenin, arkadaşlarıyla şakalaşmanın tadını çıkarmaya çalışan çocukların kimisi çok esmer, kimisi kumral, kimisi de bembeyaz tenli olmaları dikkat çekiciydi. Sürekli aynı yerde duran polis otomobilinin çevresindeki güvenlik görevlilerinin oluşturduğu güvenle yakındaki kafede çay ya da kahvelerini yudumlayan anneler vardı. Onların da çocukları gibi farklı ten renklerine sahip olduklarını anlayınca yörenin insanları arasındaki kanaatlerimiz biraz daha netleşmeye başladı.

Beyaz tenli güzel Rus kadınlarının yakışıklı esmer Araplarla yaptığı evliliklerden olan çocukların kimisi anneleri gibi beyaz, kimisi babaları gibi esmer, kimileri de kumral olmuştu. Daha sonradan öğrendiğimize göre varlıklı Arap erkeklerinin ikinci eşi olmayı, hatta müslüman olarak başlarını kapamyı bile kabul eden Rusyalı, Ukraynalı, Belaruslu kadınların Mısır'ı vatan olarak kabullenip, Rusyadaki siyasi kadroların kararlarına uymamışlardı. Ayrıca öylesine bir kararlılıkla sahiplenmişlerdi ki buraları, Hurgada'daki önemli sosyal içerikli eylemlerin büyük bir bölümünü onlar yapıyorlardı. Bale, müzik, judo, tekvando gibi alanlarda çocuklarına kurs aldırıyorlar ve sosyal içerikli kermes gbi etkinlikleri de onlar düzenliyordu.

Günlük yürüryüşümüzü yaptıktan sonra şehrin büyük alışveriş merkezlerinden birisinin boşaltılmış (kapanmış) iş yerlerinin önünden geçerek ekonomik çöküşe ve çözülmeye direnmeye çalışan kafenin önündeki sandalyelere oturduk. Çevremizdeki küçük süslü çocuklarla genç anneleri dikkatimizi çekince çocukların bale gösterisi için geldiklerini anladık.

Kimisi tepeden tırnağa kadar siyah giysilerle örtünmüş, kimisi bizde moda olmuş renkli türbanların üzerine tutturulmuş pahalı  (marka) güneş gözlüklerleriyle süslü, alt tarafları daracık kot pantolonlarla sıkıştırılmış vücutların fıkır fıkır taşıyıcılarını; kimisi dekolte giysilerle ''Ben Rus kadınıyım'' diye duruş, oturuş ve yürüyüşleriyle bağırışan kadınların arasından genç, güzel ve bakımlı bale öğretmenini gördüm. Miniklerin fotoğraflarını çekmek için izin istediğim Rus, Polonyalı, ya da Ukraynalı yani o ırkın tüm özelliklerini taşıyan bale eğitmeni gülümseyerek memnun olacağını belirtmesi işimi kolaylaştırmaya yetti.

Çoğunluğu müslüman olan bir ülkede ekonomik ilişkilerin belirlediği kültürel etkileşim örneklerinden birisine tanık oluyorduk. Burası Mısır ve siyasi belirsizlik ve ekonomik çöküntünün tepe yaptığı bir turizm kentinde müslüman Arap, Kıpti Arap, geleneksel Arap, Modern Arap, Arap'a gelin olmuş Rus ya da Belarus'lu kadınlar, ekmeğini yabancı ülkelerde kazanmak için buraya gelen Türk kadınları ellerinden tutarak küçücük çocuklarını bale kursuna getirmişlerdi.

Devamı için tıklayınız ...

  • Savaş yapmayın, Sanat yapın...

  • Yurt Dışı Gezilerim

  •  

    Avusturya

    Belarus

    Bulgarista

    Gürcistan

    İran

    İsviçre

    İtalya

    Macaristan

    Mısır

    Polonya

    Romanya

    Rusya

    Slovakya

    Sırbistan

    Surye

    Tayland

    Ukrayna

    yunanistan