UNANİSTAN   2014  Kalambaka

Selanik'ten Katerini'ye, oradan da Olumpos Dağları'nı aşarak Kalambaka'ya gitmeyi planlamıştık. Böylece eski Yunan Mitolojisine göre Tanrıların oturduğu Olumpos dağını görecek; Tanrıı Zeus'tan ateşi (bilgiyi) çalarak insanlara armağan eden, sonra da Kafkas Dağında  zincire vurularak  her gece yeniden oluşan çiğerini görevlendirilen bir kartal tarafından yenmesiyle cezalandırılan halk kahramannı Promete'yi anacaktık.

Bizim ülkemizde Olumpos deyince akla Promete, Promete deyince de Tevfik Fikret gelir. Osmanlı İmparatorluğu'nun dağılma sürecinde sorunların çözümüne yönelik feryadı sayılan Promete şiiri bu gün bile Türkiye'de yaşayan insanlar için yol gösterici sayılabilir.

PROMETE
Kalbinde her dakika şu yüce özleyişin
Ateşten gagasını duy ve daima düşün;
Onlar niçin göklerde, niçin ben çukurdayım,
Gülsün neden dünya bana, ben yalnız ağlayım.
Yükselmek hep göklere ve gülmek ne tatlı şey.
Bir gün şu hastalıklı vatan canlanırsa… Ey
Milletin uygarlık özleyen yarınlarının
Meçhul elektrikçisi, ergin ülkelerin
Yüklen getir – ne varsa – biraz miskinlik alan,
Bir parça ruhu, benliği, idraki besleyen
Güç veren ürünlerini; boş durmasın elin.
Gör daima önünde o ilkel masalların
Gökten deha ateşi çalan kahramanını…
Varsın bulunmasın bilecek nam ve şanını.

(Türkçeleştiren: Ahmet Muhip Dıranas)

 

Katerini'ye yakın bir yerde dinlenmek için mola verdiğimizde tur otobüs şoförlerinden yolla ilgili bilgi almayı denedim. Olumpos dağını aşan yolun çok dolanbaçlı ve bakımsıız olduğunu anlayınca Larissa – Trikala – Kalambaka güzergahını tercih ettik.

Kalambaka'ya yaklaştışımızda Agii Theodori köyünün yakınındaki tepeye kartal yuvası gibi yerleştirilmiş manastırı görünce anayoldan ayrıldık. Temmuz ayının kavurucu sıcaklarından olsa gerek köyde yaşayan bir tek canlı bile göremeden kıvrımlı yoldan manastıra ulaştık. Restorasyon işçileri varlığımızdan hiç haberleri yokmuş gibi yoğun bir çalışma içindeydiler. Selam verdiğimizi bile önemsememiş olacaklar ki fotoğraf çekmek için açık buldğum her yere girdikten sonra geldiğiimiz gibi geri döndük. Kıvrımlı yola geldiğimizde bol gölgeli ahlat ağacının altına masamızı kurarak öğle yemeğimizi yemeye çalışırken, çevremizde bizden başka sadece çekirgeler vardı.

Theodori

Agii Theodori

'Yunanistan’ın Kapodokya’sı sayılan bir yer varmış, oraları görmeden yaşanan günler yaşamdan sayılmazmış.'' diye bir söylentiyi anımsadığımda arkasını yüksek kayalıklara dayamış Kalambaka şehri sakince bizleri karşıladı. Şehre girer girmez yönlendirme tabelasında METEORA yazısını görünce hiç tereddüt etmeden manastırlar bölgesine yöneldik.

      

Trakala tabelasının yönlendirmesiyle ulaştığımız güzellikler bence düz yazıyla zor anlatılabilir.
Bu bölgedeki yapıtlar modernite ile klasik dönem arasındaki farklılğı anlamak için yeter de artar bile. Modernitenin yeniden yargılanmasından yana olanlar arasına girmeye çalışmanın ayrıcalık olduğunu sanıyorum artık. Yaşasın post modernler...

Anasayfaya Dön

 

 
geziler