SURİYE GEZİ NOTLARI

İkibinonbir yılının ilk günlerinde Suriye, Lübnan, Ürdün ve Mısır’ı kapsayan gezi planımızı yaparken, Tunus’da başlayan halk ayaklanmasının öteki Arap ülkelerine de sıçrama olasılığı gündeme gelmişti.

Halk ayaklanmalarının getireceği olumsuzlukları bilmemize karşın, tarihe tanık olmanın verdiği heyecanla 28 0cak 2011 günü sabahın ilk saatlaerinde Ankara’dan yola çıkarak Yayladağı Öğretmenevine geldik. Tekel’den geldiğini söyleyen ve yaptıkları direniş eylemlerini övüç kaynağı olarak gösteren görevli, Suriye’de dolar bozdurmanın zorluklarını sıralayarak, buaradan ‘suri’ almamız gerektiğini ve bu konuda kendisinin yardımcı olabileceğini anlatıca, yıllarca yurt dışında yaşamış olan ve sınır bölgelerinde oluşan ticaret yöntemlerini iyi bilen  Ercan  arkadaşın sayesinde ilk pazarlamacıyı kolayca atlattık.   

Suriye’ye topraklarına girmek için 29 0cak 2011 tarihinde Yayladağı sınır kasabasındaki gümrük işlemlerine başladık.Triptik için Türkiye Turing ve Otomobil Kurumu’na 150 lira ödemiştik. Pasaport kontrolü sırsında herkes için 15 lira ödedikten sonra Suriye’ye geçtik.

Ppasaport işlemlerinin yapıldığı sırada Arap kökenli  Türk vatandaşlarıyla sohbete başladık. Araçlarımrzın dizel olması nedeniyle 100 dolar karşılığında suri, bir haftalık araç sigortasi için de 40 dolar karşılığı  suri ödedikten sonra bir görevlinin el işaretiyle Suriye gümrük kapısından geçerek ilk benzin istasyonuna ulaştık. Türk lirasının otuzda biri değerinde olan suri ile litresi 200 suri olan dizel (mazot) ile araçlarımızın yakıt depoldrını doldurduk. Yakıt için verdiğimiz paranın üstünü geri vermeyen görevliye itiraz edince, yakınımızda duran vatandaşlarımızdan birisi ‘Burada böyledir. Mazot çok ucuz olduğundan, para üstü küçükse verilmez’ dedi. Yabancı bir ülkede Türkçe konuşan birisi ile karşılaşınca duyulan gurur dolu mutluluğu yaşamanın sevinciyle, tanıştığımız Antakya Lisesi Fizik öğretmeni ile birlikte dar ve dolambaçlı Lazkiye yolunda ilerlemeye başladık. Kısa sürede Antakyalı Arap kökenli vatandaşlarımızla birlikte 5 araçlı bir konvoy oluşturmuştuk. Laskiye şehir merkezine yaklaşınca, yol arkadaşlarımız bize önnemli sayılabilecek birkaç bilgi vermek için yol kenarında durdular.

LASKİYE

 Hani ‘Arap saçına dönmüş’ diye bir deyim vardır ya, işte tam anlamıyla öyleydi şehir trafiği. İstediğimiz herhangi bir yere araçlarımızı park yapabilmenin özgürlüğünü yaşadıktan sonra açlığımızı giderebilecek bir yer aramaya başladık. Laskiye limanı çevresinde balık yemek için bir taksi çağırdık. Ortak beden dilini kullanarak derdimizi anlattığımız taksi şoförü birkaç dakika içinde bizi liman yakınındaki resteorantlar bölgesine götürdü. Uygun mevsim olmadığından, heveslerimizi bir başka geziye erteleyerek onların Şıh Daher dediği şehir merkezine  döndük.

Taksinin taksimetresinde 70 yazılı olmasına karşın, bizden 200 suri alan şoförün yaygaracı pişkinliğini hoş görmemiz, az bir para ile Laskiye’yi gezmiş olmamıza saydığımızdandı.

Bizdeki pide fırınlarına benzeyen bir yere girerek, çapı bir karış büyüklüğünde olan peynirli, kıymalı ve zahterli  pidelerin yanı sıra birer bardak çay sipariş verdik. Çay bardaklarıyla birlikte getirdikleri şeker kasesinin içinde bir tatlı kaşığı bulunmasından, çaylarmrıza koyacağımız şekerleri aynı kaşıkla karıştırmamız gerektiğini anlayarak gülüşmeye başladık. Herkes için çatal, bıçak ve servis tabağı getirilmemiş olmasından da bir tabağa yığılmış pideleri dürüm yaparak ellermizle yeyemez gerektiğini anlayıca günün esprisini patlattım. ‘Hanımlar, Türkiye gibi bir ülkede yaşadığınıza şükredin ve değerini bilerek iyi koruyun.’

Şehir merkezinde gezinirken Türk olduğumuzu anlayan Antakya’lı bir genç bize yaklaşarak birşeylere ihtiyacımızın olup olmadığını sorunca şaşkınlığımızı saklamadan ‘Geç kaldın arkadaş’. Diyerek şakalaştık. Şam yoluna girebilmemiz için  yolu göstermesini isteyince kolay bir yöntem önerdi. Bizim yerimize bir taksi ile 50 suri’ye  pazarlık yaparak onu izlememizi söyledi. Vedalaştıktan sonra, yayalar için ayrılmış bölümlerine bile araç park edilen dar Laskiye sokaklarından geçerek bölünmüş oto yolun kenarındaki ‘DAMASCUS’ yazan tabelanın yanına geldiğimizde, bizim ŞAM olarak bildiğimiz Suriye’nin baş kentinin DAMASCUS olduğunu öğrendik.

Laskiye Şam karayolunun Akdeniz kıyılarındaki sebze seralarını geçtikten sonra Humus şehir merkezine girmeden, çok sayıdaki HUNDAİ marka otomobillerden birisine durmasını  işaret  ettim. Otomobilini uygun bir yerde durdurarak yanımıza kadar gelen beye Şam yolunu sorunca, aracını izlememizi el kol işaretleriyle belirtti. O Türkçe, biz Arapça bilmiyorduk ama öyle güzel anlaştk ki, bölünmüş karayolu kenarındaki servis lokantasına birşeyler içmek için davet edildiğimizi anlayıca, hiç şaşırmadık. Çünkü, Türk olduğumuzu anlayan her Suriyeli bize çok candan davranıyordu.

Devamını okumak için tıklayınız ...

Gezi Fotoğraflarını Görmek İçin Tıklayınız ...

suriye

 

Anasayfaya Dön

geziler