POLONYA

 POLONYA 2010

Tır şoförleri bizim için en güvenilir yol danışmanı gibiydi. Yol boyunca en çok dikkat ettiğimiz Türk tır plakaları oldu desem, hiç de yalan sayılmaz. Bir bölümü yeni tamamlanmış bölünmüş yolun kenarında, Polonya sınırına kırk elli metre kala büyük harflerle yazılmış "KEBAB"  sözcüğünü görünce,  bilinmezliklerin getirdiği korkuların kaynağını bir ölçüde de olsa hafifletmek için tır parkının yanındaki lokantanın önüne yanaştım.

Beyaz tenli güzel Sılav kadınlarının garson olarak çalıştığı lokantada kimi Sivaslı, kimi Adanalı, kimisi Trabzonlu, kimisi de Giresunlu olan tır şoförleri yemek molası için sohbete başlamışlardı. Selam verip eşimle birlikte içeri girdiğimde, olağan olmayan bir yolculuğun en önemli belirtisini görmüş olmanın şaşkınlığını yaşadıklarını, gözlerindeki soru dolu bakışlarından anladım.

Gecelerin bilinmezliklerinin getirdiği tehlikelerle dolu  olan Varşova kentinde bir dakika bile durmanın iyi olmayacağını sohbet arasına sürekli sıkıştıran Giresunlu tır şoförünün sözünü kesen Adanalı şoför, "Siz eğitimli insanlarsınız. Tehlikenin nereden geleceğini bilirsiniz. Korkmanıza gerek yok" diyerek, korkularımızı dağıtmak istiyordu. Harita üzerinde uzun açıklamalar yaparak Krakow yolunu, ardından Budapeşte yolunu iyice tanımladığına kanaat getirdikten sonra tabağındaki kızartılmış balıktan iri bir lokmayı midesine indirdi. Bu bölgeyi iyice inceleyerek gezmiş olan göz doktoru Ümit  arkadaşın ısrarla görmemizi önerdiği Krakow  kentindeki soykırım müzesini ve anıt özelliği taşıyan yerleri gezmeyi ihmal etmeye karar verdik.

POLONYA

"Krakov bitiminden A4 nolu otobana gir, oradan KATOVİÇ'e sap.15 kilometre sonra VARŞOVA yolu yani 7 nolu yola gir. Ondan sonra iş kolay. Kielce, Radom, Varşova, Brest, Baranavıcy, Minsk. Ama sakın Varşova'da kalmayın. Ne tür tehlikeyle karşılaşabileceğinizi bilemem. Ama Belarus sınırları içine girdiğinizde hiç fark etmez, nerede isterseniz orada kalın. Hatta açık arazide bile yatsanız en küçük bir korkunuz olmasın. Aynı bizim gibiler. Misafirperver ve yardımseverler. Ama Polonya sınırları içinde hiç durmayın."   diyerek son öğütleri veren Adanalı tır şoförüne teşekkür ederek sınır kapısına geldik. Gümrük kapısındaki sessizliğin oluşturduğu güvensizlik nedeniyle yavaşça Polonya'ya girdik. Gümrük işlemlerinin yapılması için gelecek bir görevliyi beklerken yanımızdan geçen bir aracın durmadığını görünce, İtalya'dan Fıransa'ya geçişimizi anımsadım. Avrupa Birliği ülkeleri arasındaki sınır geçişlerinin serbest olduğu gibi burada da Slovakya'dan Polonya'ya geçiş serbest idi.          

Otoban kenarındaki bol ışıklı akaryakıt istasyonlarından en görkemlilerinden birisinde durmaya karar vermiştik.Çevrenin sessizliğini bozan sadece camekan arkasındaki görevlinin seyretmekte olduğu televizyonun sesiydi. Çevreyi dikkatle inceliyordum. İstasyonun arka bölümüne 40-50 metre uzaklıkta, çevresinde başka yapıların bulunmadığı bol ışıklı gece kulübü gibi bir yer dikkatimi çekti. Sabaha bir kaç saat kala, genç kadın garsonların hizmet ettiği eğlence merkezinin önündeki lüks araçlara bakılırsa, içerdekilerin sayısının ellinin altında olmaması gerekiyordu. Belli ki müzik, yemek, alkollü içki ve sınırsız eğlencenin yaşandığı bu yerde Varşova'nın kalbur üstü insanları gecenin tadını çıkarmaktaydı.Bu tür düşüncelerin tutsağı olarak beklerken uzun boylu, esmer, sarkık kara bıyıklı, kısa keslmiş saçların iyice belirginleştirdiği gözlerini sağa sola çevirerek yanımıza yaklaşan 35 yaşları civarındaki adamın özel üniforma biçimindeki giysisi tedirginliğimi iyice çoğalttı. Elindeki uzun lastik copu sağa sola sallayarak yanımdan geçtikten sonra, eğlence merkezine yönelerek birilerine yüksek sesle anlamadığım bir dill ile bağırmaya başladı.Sözleri arasında sadece "vara vara" sözcüğü bana Doğubeyazıt Lisesinde görev yaptığım yılları anımsattı. "Demek ki birilerini çağırıyor" diyerek acele ile aracımıza binerek oradan hızla uzaklaştık. Varşova'ya yaklaştıkça otoban kenarında bu tür eğlence merkezlerinin çokca olduğunu görünce önümde, arkamda ve yanımda hareket eden her aracın sürücüsünün sarhoş olabileceğini hesaba katarak ona göre araç kullanmaya çalışıyordum.

POLONYA

Sabahın ölgün ışıkları arasında eski ve bakımsız Varşova kentinin geniş caddeleri arasında ilerlerken bir polis görevlisine Minsk yolunu sorduk. Eliyle yaptığı işaretle bulunduğumuz yola devam etmemiz gerektiğini anladım. Geniş ve bakımsız bulvarın iki yanındaki yüksek binaların eskimişliği, uzun bir zaman diliminde şehrin yıprandığını ancak, yenilenemediğini belli ediyordu. Ünlü Bilim ve Kültür Merkezi'ni geçtikten sonra, şehri terk etmek üzere olduğumuzu anladığım bir anda; bölünmüş yolun ortasında, betonla yapılmış, beyaz boyalı, devasa bir anıtın yükseldiğini gördüm.

POLONYA

Varşova'nın kuzey doğusuna doğru ilerledikçe geniş tarım arazileri üzerindeki köylerin suskunluğunu dağıtmaya çalışan güneşin ilk ışınları bataklıkla çevrili göllerin üzerinde koyu bir sis kümesi oluşturuyordu. Fotoğraf çekmek için bundan daha iyi bir zaman olmayacağını düşünerek aracımı yol kenarındaki tarla girişlerinden birisine pank ettim.

Pasaportlarımızın yeşil olması nedeniyle Polonya gümrük kapısında fazla beklemedik amma, Belarus'a giriş yapabilmek için bir çok işlem yapmak zorunda bırakıldık.

 

 

Anasayfaya Dön

 

 
geziler