belarus

MACARİSTAN   2010

Kıpkızıl gelincik çiçeklerinin ara sıra birazcık farklılık oluşturduğu Sırbistan'ın yemyeşil tarım arazilerini geçtikten sonra, bereketli dümdüz Macar ovasını görünce Osmanlı ordularının buralara kadar kolayca gelerek, neden at oynatıp pala salladıklarını anlamış olduk.

Bir karayolunda olması gereken tüm ayrıntıların düşünülerek gerçekleştirildiğini saptadığımız temiz, düzenli ve güvenilir otobanın kenarındaki dinlenme tesisinde mola verdiğimizde Türk tır şoförleriyle sohbete başladık. Tır şoförü Mehmet Köylü'ye, bu gece konaklamamız gereken temiz, güvenli ve pahalı olmayan bir yer sorduğumuzda, hiç tereddüt etmeden anlatmaya başladı.

"Şu anda bulunduğumuz il Kecshmet. Gümrük kapısından 100 km uzaktayız. Budapeşte yönünde 74. çıkıştan sağa dön. Yol T yapar. Otoban üzerindeki köprüden geç, 50 metre sonra sola dönünce Türk Tır parkını göreceksin. İşletmecisi İbrahim Beyin telefonu 0036308675474, benim telefonum 00420774008668 dir. Orada  istediğin her türlü Türk yemeklerini bulabilir, orada yatabilirsiniz. Güvenli ve temiz bir yerdir. Bir sorun olursa telefonla beni arayabilirsiniz" diyerek ikram ettiğimiz kurabiyelerden tadarken, birazdan çay demleyeceklerin belirterek o da bizi sofralarına davet etti.

Tır parkını elimizle koymuş gibi bulduğumuzda, Bülent Ecevit'in "Türkiye'de düşman görülen Rum'un gurbette nasıl dost olduğunu" anlatan ( Türk Yunan Şiiri ) şiirini anımsadım. Yemek  salonundaki  şoförlerin muhabbetini bozmadan, cam kenarındaki masaların birisinin çevresine sıralandıktan sonra, övünerek anlattığı sarımsak çorbasından tatmamızı isteyen işletme sahibi İbrahim Turan (Torunoğlu) ile sohbete başladık. 250 gr sarımsağı rengi pembeleşene  kadar tere yağı ile kavurduktan sonra, 2 litre süt ve 2 litre su ekleyerek, sarımsaklar eriyene kadar pişirilerek yapılan sarımsak çorbasını içtikten sora yediğimiz saç kavurma, Tatvan Van karayolu üzerindeki lokantada yediğimiz saç kavurmayı aratmıyordu. 

Türkiye'nin en acılı ve en karmaşık olağanüstü   döneminde ülkesini terk etmek zorunda kalan Giresunlu İbrahim Turan, o dönemki siyasi görüşünün milliyetçi-ülkücü çizgide olduğunu belirterek, "Biz ülkücüler de, o mücadele ettiğimiz solcular da ülkemizin iyiliği için çalışıyormuşuz. Ama bizleri anlamamışlar" diyerek, Macaristan'daki sosyalist yönetim döneminin en önemli hatasını anlatmaya başladı.

"Sosyalist dönemdeki buranın insanları doğal gereksinimlerini karşılandıktan sonra biraz daha lüks yaşayabilmeleri için sadece çalmaları gerektiğini öğrenmiş olmalarından olacak, aynı alışkanlık şimdi de devam etmekte. Burada 18 işçi çalıştırıyorum. Her şey kilit altında olmasına karşın, her akşam evine gidenlerin çantasını denetliyorum. Çaldıklarını yakaladığımda nedenini sorunca, söyledikleri sadece NINCSEN MAGYARAZAT (Bir açıklaması yok) oluyor." (Turkuaz Pansiyon.6050 Lajosmizse Asobene 650/B 0036212024066 www.turkuaz.hu)

Yaşamının önemli bölümünü tır yollarında geçirmiş olan Hollanda'lı Şaban Sayın ile yaptığımız tatlı sohbetin ardından "Gezi süremiz içinde Macaristan Otobanından daha iyisini görmedim" dediğimde Export Araç Taşımacılığı şirketinin TIR şoförü Mustafa Özkan "Sen bir de öteki yollarını gör. Her taraf delik deşik" diyerek,Türkiye yollarının daha iyi olduğunu anlatmaya çalıştı. Söyleşimizin ilerleyen dakikalarında Kapıkule gümrük kapısından günde 800 ile 900 arasında Tır geçtiğini, yüklerinin çoğunluğu 2000 model üzeri (çoğu 2004-2005) olan tırlar olduğunu ve bu yüklerin Irak Kürdistan'ına götürüldüğünü öğrendiğimde şaşkınlığımı gizlemeden yeni sorular sormaya başlamıştım. İlginç bir pazar oluşturulmuştu. Avrupalılar hurdalarından çok kolay ve sorunsuz biçimde kurtuluyor, Türk firmalar taşımacılıkla para kazanıyor, Irak Kürdistan bölgesindekiler bu tırları parçalayarak dünyanın merkezi sayılan Ortadoğu ülkelerine tır parçası satarak yaşamlarını sürdürme yollarını buluyorlardı. Şoför Fikri Orhan, Mustafa Özkan, Şaban Sayan ile işletme sahibi Torunoğlu bunları anlatırken arasındaki arkadaşlık bağlarının ticari ilişkilerin ötesinde olduğunu anlatmaya çalışıyorlardı.

İki kişilik iki oda, üç sarımsak çorbası, bir karnıyarık, iki sütlaç, bir saç kavurma, üç bira ve çok sayıda çay için 85 euro ödeyerek Budapeşte'ye yöneldik.

Yedi bin kilometrelik gezimizin en önemli duraklarının başında Budapeşte gelmekteydi. Çoğu kez durgun, bazen de taşkın akan Tuna'nın üzerindeki tarihi zincirli köprüyü geçtikten sonra karşımıza Gellbert tepesindeki Özgürlük Anıtı çıktı. Aracımızı Szent Gellert Gyogyfürdo otelinin önüne park ederek otomatik yöntemle park ücretini ödedikten sonra bizleri karşılamaya gelen Antalya Resteorant'ın sahibi Batmanlı Adil Ateş'ten, park yerlerine pazar günleri para ödemememiz gerektiğini öğrenince gülüşmeye başladık. (Antalya Kebab 1137 Budapest, Szent Istvan krt. 22. NYITVA: 08.30-tol 06 oraig tel: 0036304989223 www.antalyakebab.hu)

Adil Bey ve Ankaralı eşinin birlikte işlettiği lokanta Parlemento binasının yakınında şirin mi? Çok şirin, temiz mi? Çok temiz, düzenli mi? Çok düzenliydi. Türk ve Macar mutfağının seçkin örneklerinin sunulduğu lokantanın müşterilerinin çoğunluğunun Macar olduğunu görünce Batmanlı Adil ile eşiyle tekrar gurur duyduk. .

Mis gibi kokan sığır etinden yapılmış pişmiş döner etlerini küçük ketelere sararak oluşturduğu dürümlerden sekiz adet sararak bize hazırladığı yolluğa ödememiz gereken fiyatı sorunca, verdiği yanıt hepimizi şaşırtmaya yetti. Bu kez Budapeşte'de yaşayan Türkiyeli Kürt Adil bizlere önemli bir ders vermişti. 

Derviş Gülbaba Türbesi'ni göremeden Budapeşte'den ayrılırken "Bir tır ortalama 3 senede bir çadır değiştirir.Bir çadır iki bin dolar civarındadır.Sadece Kapıkule gümrüğünden ortalama 800 tır geçmektedir. UNSPED firmasının yaptığı gibi, her tırın brandasına Türkiye'yi tanıtan posterler yapıştırılsa fena mı olur? Bu tırlar avrupanın her yanını dolaşıyor. Bedava reklam işte..." diyen Uluslararası Nakliyatçılar Derneğinden Çetin Nuhoğlu'nun söylediklerini düşünüyordum.

 

Anasayfaya Dön

 

 
geziler