ÇAMAŞ

1970 ile 1980 yılları arasında Türkiye'de yaşanan toplumsal olayları anlamak için Ordu'nun göz bebeği sayılan Fatsa'yı bilimsel açıdan iyice araştırıp incelemeye çalışanların Çamaş'dan başlamaları gerekir.

Böyle bir yargıya varmanın bilgeliği ile yeşilin bütün tonlarının süslediği yoldan Çamaş'a doğru ilerlerken gürgenlerin yerini fındık fidanlarına bağışlayan Gürgentepe'yi geçince o yılların anlamını daha iyi yorumlayabiliyordum.

Yol öylesine dar ve virajlıydı ki yükseltisi 1250 metre olan Gürgentepe'den yükseltisi 580 metre olan Çamaş'a geldiğimizde kulaklarımın uğultusundan rahatsız olmaya başlamıştım. Yol kıyısındaki çayhanenin sundurmasına oturup ''Çaylarımız büyük fincanda olsun'' dediğimizde çaycının gülümseyen yüzü görülmeye değerdi.

İlk yudumlardan sonra yakınımdaki tabureyi göstererek yakışıklı genç çaycıya yanıma oturması için rica ettim. Nereden gelip nereye gittiğimizin merakı içinde kıvaranan genci biraz daha heyecanlandırmak için gizem dolu sorularla aklını karma karışık etmenin tadını yaşıyordum.

Söyle bakalım. Münir Bölükbaş diye birisi var mı buralarda?'' dediğimde '' Hayırdır, ne için soruyorsunuz?'' demişti. Biraz daha gizemli davranarak ''Öğretmen Münir Bölükbaş'' dediğim zaman işi kolayca halletmenin yolunu bulmuş olmanın sevinciyle ''Karşıdaki marketin sahibi öğretmen Münir Bölükbaşı'nın kardeşi, Göndüz Bölükbaşı'' demişti.

Gülümseyerek, çaycıdan bir ricada daha bulundum. Gündüz Bey'e ''1964 yılında ağabeyini Giresun'da dövdüğünü söyleyen birisi geldi ve seninle tanışmak istiyor'' diyeceksin dediğimde çaycı ne yapmak istediğimi hemencecik kavramıştı

.Seyrekleşen dağınık saçlarının süslediği başını birazcık sola doğru yatırarak yaklaşırken ''1964 yılı ve Giresun'' sözcükleri, nereden anımsaması gerektiğine önemli ipucu olmuştu. ''Ağabeyimi dövdüğünüze göre beni de dövmüştürsünüz '' diye başlayan cümlesini bitirmeden beni tanıdığını anlayıca boynuna sarılarak sıkıca kucaklaştık. ''Ben kim Münir'i dövmek kim? O günler kim cesaret adebilirdi ki Münir'e yan bakmaya?'' diye şakalaştıktan sonra Giresun Öğretmen Okulu öğrencisiyken birlikte aynı evde kaldığım Münir ile iletişime geçmeye başladık.

O günün gecesi Münir'in evinde konuk olduk. Bir otomobilin zor zar sığdığı bahçe yolunda ilerleyerek geldiğimiz evin balkonundan bakınca aşağıdaki kanyon dikkatimi çekmişti. Fındık bahçelerinden geçerek kıyılarını mellocan dikeni, sarmaşık, eğrelti otları ve yüksek ağaçların süslediği dereye gelince, ülkemizde saklı cennet diye adlandırılan yerlerden birisine geldiğimi anladım.

Gecenin geç saatlerine kadar ortak anıları anımsadık. 1965 yılında ev arkadaşllarımızdan Hacıyatmaz Temel'i, Süs Mehmet'i, At Avni'yi, Cak Hasan'ı andık. Şair Avni'ye neden At Avni dediğimizi anımsayınca çok güldük ama ölümüne daha çok üzüldük.

Okul arkadaşlarımızdan Cemal Erdem'i, Yunus Çalış'ı, Rasim Özdemir'i, Şevket Balcı'yı, Ali Kuzey'i, Mehmet Özsoy'u, Şerafettin Özdemir'i Emine Aydoğan'ı ve Mehmet Memecan'ı andık. Ölenler de vardı aralarında. Hemen Süs Mehmet'i yani Mehmet Tekinkaya'yı aradım telefonla. Konuşmaları içibi burktu.

Erdemli olmanın bilgi sahibi olmakla mümkün olacağını, bunun için de kitap okumak gerektiğini öğreten edebiyat öğretmeni Ali Ulusan ile psikoloji öğretmeni İbrahim Bey'i övgüyle andık. Öteki öğretmenlerimizi de andık ama bunlar bize nasıl öğretmen olunur onu öğretmişlerdi...

Çamaş Fotoğrafları için tıklayınız ...

23.05.2014

Anasayfaya Dön

 

geziler