İTALYA - Gran Paradiso

Irmakla baraj gölünün birleştiği yerdeki kamp yerine çadır kurmuştuk. Daha yiyecekleri masa üzerine yerleştirmeye başlamadan gövdesi kadar kuyruğu olan, koyu kahverengi iri kıyım bir tilki yanımıza kadar yaklaşarak bedavacılık yapmaya başladı. Eşimin kaygılanmaması için ‘Şimdi ben onu korkuturum, bir daha buralara uğramaz’ dedim.

Gecenin ilerleyen saatlerine doğru benim de kaygılarım çoğalmaya başlayınca işletmenin yetmişini çoktan devirmiş yöneticisi olan ak saçlı kadının kapısını tıklatarak beden dilini kullanıp buranın güvenli olmadığını ve kamp yerinden ayrılacağımızı anlatmaya çalıştım. Kadıncağız neyi nasıl anladı bilemem ama 17 euromuzu hemen geri verdi.

Saatin 23 ü gösterdiği bir zamanda koca vadide lüks yazlıkların arasındaki asfalt yol boyunca ilerlerken daha önceden belirlediğimiz kamp yerlerini araştırmaya çalıştık ama o saatte kim yitirmiş de biz bulalım. Her zaman olduğu gibi Evliya Hüseyin Efendi Dedem burada da yardımımıza yetişti. Lise çağlarındaki beş genç baraj setinin üzerindeki yoldan yanımıza doğru yaklaşınca biraz Türkçe, biraz İtalyanca, biraz Fransızca, biraz İngilizce sözcükler kullanarak anlaşmaya çalıştık. Birisi koşarak aşağıdaki kamp yerine gitti. Geri dönünce sezonun açılmamış olması nedeniyle kapalı olduğunu öğrendik. Park yerinde gecelersek ne olur demeye çalışırken içlerinden birisi sorun olmadığını anlattı. Biz de o gece yüksek ağaçların altındaki bol ışıklı otoparkta uyku tulumlarımıza sarılarak güzel bir uyku çektik.

Parco Nazionale Gran Paradiso'da turizm sezonunun açılması için en az iki hafta daha beklenmesi gerekiyormuş. Bu nedenle olacak ki bizden başka kamp müşterisi yok. İyi ki yok. Her yer bize aitmiş gibi. Bu gün baraj gölü kıyısında 5 km yürüyüş yaptık. İki kişi balık tutmaya çalışıyordu. Bizi görenlerden birisi sohbet için başlangıç yaptı ama Türkçeden başka dil bilmediğimizi anlayınca sukutu hayale uğradı. Hemen karşı atağa geçtim ve buralarda çadır kurabileceğimiz kamp yerinin olup olmadığını sordum. Nasıl mı? Önce kendimi tanıttım ‘İstanbul, Türkiş’ dedim. Elimle çadır işareti yapıp ‘kamping’ dedim ve sağı solu gösterdim. Akıllı İtalyan ihtiyacımı hemen anladı ve işaretle kamp yerini gösterdi.

Cima di Courmaron zirvesinin eteklerindeki Camping Villa'nın çayırları üzerine çadırımızı kurduk. Üzerinde  Boffa Angelo Dolcetto  D’alba yazan kırmızı şarap şişesinin mantarını açarken çıkardığı ses, yanı başımda Fırtına Deresi gibi akan suyun sesine karıştı. İkinci kadehten sonra doruklarını ince sis bulutları arasında saklamaya çalışan Alp Dağları'nın ilk örnekleri arasındaki Corno Bienco ve Colle Crocetta zirvelerinin yamaçlarına sıkışmış kar kümelerini seyretmeye başladım.

Bir ara 'Bu ulusal parkta olup da Yeşilce ve Topçam Yaylaları Turizm Merkezi'nde olmayan ne var?' diyerek düşünmeye başladım. Ladin, Kavak, çam, yabani fındık, yabani kiraz, çınar, meşe, kestane, dişbudak, kayın gibi ağaçlar var.

Üvez ağacı, orman gülleri, yaban mersini, ahududu, yabani çilek, ak zambak, lilyum, çan çiçeği ve benzerleri var. Ayı, kurt, domuz, tavşan, tilki, karaca, çakal, porsuk, köstebek, kartal, atmaca, bülbül, alabalık, sazan, ördek, balıkçıl, alayılan, karayılan, kör yılan bie var. Dağlar, dereler, ırmaklar, şelaleler, mağaralar, dumanlı yaylalar var.

Peki ne yok?

Yanıtını buldum da söylemeye gücüm yok...

18 Haziran 2013

 

Anasayfaya Dön

 

 
geziler