İsviçre - Schaffausen

İsviçre’nin İnterlaken kantonundaki göllerin gizemini Alp dağlarının karlı doruklarından seyrederek çözmeyi düşlerken, yol sorduğumuz gençler planımızı değiştirmeyi başardılar. Kara bulutların ara sıra da olsa otomobilimizin camlarını ıslatmayı başarabilmesi kararımızın değişmesini kolaylaştırdı. Htc marka cep telefonuyla aradığım kuzenin sesini duyunca ‘Akşama sizdeyiz, hazırlan’ dedim. Daha önceden haber vermediğim için sitem etmeye başlayınca ‘Yağmur yağdı, o nedenle kaçıyoruz buralardan’ diyerek aracımızın yönünü kuzeye çevirdik.

Schaffausen’e ulaştığımızda nevigasyona adres girmek için üşendiğimden, ilk işim yol kenarında gördüğüm ilk gence adresi sormak oldu. Türk olduğumu anlammış olacak ki ''selamünaleyküm'' dedikten sonra kendisinin Afganistan’lı olduğunu, birkaç dakika işçinde işini bitireceğini ve bizi adreste yazılı yere götürebileceğini o evrensel vücut diliyle anlatınca kendimi kelebekler gibi hissetmeye başladım.

İnsanların doğuştan akraba olarak bildikleri vardır. Akrabalık doğuştan gelme bir kavramdır. İnsanların akrabalarını seçme hakları yoktur. Onlar akrabadır o kadar. Böylece onlara biraz daha yakın ve candan olursun. Ancak insanlar arkadaşlarını kendi seçer. Emek vererek arkadaşlık bağları oluşturulur. Sorun çıkarsa yenilenir arkadaşlar. Ama akrabalarını seçme ve yenileme hakkın yoktur. Hem akraba ve hem de arkadaşın olur ise işte o bulunmaz mükemmel ilişkilerden birisi oluşur. Hani derler ya ''tadından yenmez'' onun gibi bir şey işte. Böyle bir ilişkinin yakın ailesi tarafından da onay görerek önemsenmesi, süslenmesi ve perçinlenmesi söz konusu ise söylenecek bir şey kalmaz artık. Sadece avuçları arasında güvercin tutan gibi olmak gerekir. Fazla sıkarsan güvercin örselenir, dikkatlice tutmazsan güvercin kaçar.

Biz de öyle bir güzelliğin tadında bir hafta boyunca kuzenimin evinde kaldık. Avrupa’nın en görkemli şelalesinde , Luzern’in dağ, göl, doğa ve insan uyumunun müziksel ortamında bazen göl kenarında bazen masal köy caddelerinde, bazen gemi turunda, bazen de Fransız şarabıyla dünya mutfaklarının özel soslarıyla tatlandırılmış etleriyle hazırlanmış akşam ziyafetlerinde gezinin unutulmaz mutluluk anlarını yaşadık.

Unutulmaz anılarımızdan birisini de Schaffausen temel eğitim kurumlarından birisinin yıl sonu etkinliğinde yaşadık:

Çin, Vietnam, Japonya, Mısır, Afganistan, Gürcistan ve Türkiye gibi birçok ülkeden gelip İsviçre'yi yurt olarak benimseyen sarı, beyaz, esmer ve kara derili insanlrın çocukları hep birlikte, kardeşçe hünerlerini sergilediler. Kültürlerini tanıtmak için yarışan annelerinin hazırladıkları pastaları, börekleri, çörekleri, salataları, çorbaları yanyana sıralanmış masaların üzerine yerleştirdiklerinde çiğköfte, içliköfte, karnıyarık, yaprak sarma, mantı ve baklava tabaklarının görünümü haklı olaraak gururlanmamızı sağladı.

Türkiyeli Kürt eğitmenin hazırladığı Nasrettin Hoca sikecinde hocayı Türkiyeli, çocuğu Almanyalı, anneyi Japonyalı, eşeği İsviçreli çocukların oynaması herkesi kırıp geçirdikten sonra davul zurna eşliğinde halay çekilmesi görülmeye ve öğünmeye değer nitelikteydi.

Trabzonlu gelinimizin günlerce uğraşarak hazırladığı kitre çanağından çıkardığı rengarenk ebruli kağıtlarını, masa üzerine sıralanmış bağlama, cura ve Anadolu motifleriyle süslenmiş el örgülerinin sergilendiği köşeyi seyredenlerin şaşkınlığı izlenmeye değer nitelikteydi.

Etkinliğin kapanış konuşmasınnı yapan yöneticinin gelinimize sunduğu teşekkür mektubunu okurken Altunöz ailesi ile arkadaşlarının gönüllü kültür ateşesi olarak çalışmaakta olduğunu anladık.

İnsan yakın arkadaşlarının başarısını görünce, mutluluğun paylaşıldıkça güzelleşip büyüdüğünü bildiği için hiç sakınmadan övünç sözlerini söyler ya, işte öyle oldu Luzern’den ayrılışımız.

 

Anasayfaya Dön

Gelecek yıllarda Avrupa stadyumlarında futbol oynamayı amaçlayan çocuklar arasında Ordu'lu Ozan Altunöz de vardı.

 
geziler