rusya

GÜRCİSTAN GEZİ ANILARI 2015

Eksik kalmış bir gezinin tamamlanması için 19 Temmuz 2015 günü Yeşilce ve Topçam Yaylaları Turizm Merkezi'nden yola çıktığımda; sırt çantamda sadece akıllı telefon, tablet, diş fırçası, pijama ve pasaportum vardı.

Topçam'dan Mahmudiye'ye arkadaşım Hacı Bey'in otomobiliyle, oradan Mesudiye'ye Orman İşletmesi'nin dört çeker aracı ile Mesudiye'den Koyulhisar’a Tozcan Turizm İşletmesi'nin İstanbul otobüsüyle geldiğimde saat 11.00 sularıydı. Suşehri'ne giden sabah minibüsünü kaçırmış olduğumu öğrenince başka bir yolcu otobüsüne binerek Erzincan yolu kavşağına geldim. Petrol Ofi'sinde çalışan gencin umutsuz açıklamalarını duyunca Erzincan'a gidebilmek için otostop yapmaya başladım.

Bayram tatilinde yoldan hızlıca geçerek doğu illerine giden otomobillere; İran, Gürcistan, Rusya ya da Azerbaycan’a yük götüren tırlara, kamyonlara, yolcu taşıyan otobüslere önceleri biraz utangaç, biraz da tedirgince işaret ediyordum. İstanbul plakalı lüks cipteki gençlerin el kol hareketleri ve bağıra çağıra yaptığı onay ve desteği görünce benim yaşımda bir otostopçunun da olabileceğine iyice inanınca daha rahat ve korkusuzca işaret yapmaya başladım.

Av umudun bittiği yerdedir’ diye bir söz vardır ya, tam da öyle oldu. Samsun’dan Iğdır’a LPG taşıyan Van plakalı tır şoförü önümde durarak eliyle işaret etmeye başlayınca gülmemek için kendimi zor tuttum. 'Ne umuyordum ne buldum' demeden tır sürücüsü Necati Bey'in yanındaki koltuğa kuruldum. Erzincan'a yaklaştığımızda cep telefonuyla aldığı haberden sonra 'Doğubeyazıt'da bir tır yakmışlar' derken, biraz canı sıkılmışa benziyordu.

Hem Van'lı hem de Van'dan Tokat'a göçmek zorunda kalmış bir Kürt vatandaşın önceleri Van'da sonra da Tokat gibi bir ilde yaşadığı acı ve umutsuzluk dolu yaşam öykülerini dinleyerek geçen yolculuğumuzun birinci gününde gezi arkadaşım Murat Bey'i Erzincan'dan alarak Erzurum'a geldik.

Kars'a giden otobüs olmadığını öğrenince yardımcı olmak isteyen iyi niyetli bir beyin yönlendirmesiyle Ardahan'a gidecek olan minibüs olduğunu öğrendik. Satın aldığımız biletleri elimizden alarak beyaz minibüse binmemizi söyleyen iyi niyetli beye biraz da şaka yollu biletlerimizi geri vermesi gerektiğini söylyince, biraz kırılmış gibi davranarak 'Tamam ağabey tamam, biletlerinizi vereceğim. Şimdi şu beyaz mimibüse bininiz, hareket ediyor. Biraz acale edin' dedi.

Hız sınırlarını önemsemeden, önce Tortum'u sonra Oltu'yu geçip Göle'ye geldik. Minibüs sürücüsü Emrah'ın biraz yavaş ve dikkatli olması için sohbete başladığımda benden başka konuşan olmadığını ilk saatte öğrendim. Saçları kısa kesilmiş iki genç bey ile liseyi yeni bitirmiş gibi görünen bir genç kız ile biz kalmıştık minübüste. Emrah, yolcuların tümünü Göle'ye getirmiş olduğundan, bizi bir saat sonra gelecek olan Ardahan minibüsünün alacağını söyledi. Canımız sıkılmıştı ama sonucu olumlu görmüş gibi davranarak, gelecek miinibüs sürücüsünün telefonunu aldık.

Bu durumu fırsat bilerek güzel bir akşam yemeği yemek için lokanta aramaya başladık. Lokanta bulduk ama yemek bulamadık. Yemek yerine pide yemeyi düşündük. Pideci bulduk ama Artvin'den yeni geldiğini söyleyen genç, işe yarın başlayacağını söyledi. Ekmek domates ziyafetiyle yetinelim diyerek ekmek aramaya başladık. Fırıncıların bayramda ekmek yapmadığını öğrenince tekrar pideciye gelerek orada çalışacak olan işçilerin yemeğine ortak olduk.

Bizi Ardahan'a götürecek minibüs gecikince telefonla aradığım sürücünün konuşmalarından dolandırıldığımızı anladık. Durumu telefonla bildirdiğimiz polisin sözlerine hayret ederek doğruca polis karakoluna gittik. Bura da da sorun çözülemeyince bir taksiyle  70 tl vererek, başlanmış ama bir türlü tamamlanamamış stabilize yoldan geçerek Ardahan'a geldik.

Ertesi gün Ardahan Öğretmenevi'nden çıkarak önce bankamatikten para çekip, döviz bürosu gibi çalışan kuyumcudan bir miktar dolar satın aldıktan sonra Türkgözü sınır kapısına gitmek üzere (Ardahan-Ahııska yolculuğu 40 TL) minibüse bindik. Yapım çalışması durdurulmuş stabilize yolda ilerleyerek Hanak, Damal derken Posof'a ulaştık. Şehir dışında bekleyen otobüse binerek Türkgözü Sınır Kapısı'na yaklaştığımızda otobüs sürücüsünün uyarıları dikkat çekiciydi. Yanımızda taşıdığımız ilaçları atmamızı söyleyen sürücüye itirazlar yükselince bir kaç olumsuz örnek anlatarak yolcularrın çoğunu inandırmayı başarmıştı.

Günlük kullandığım ilacı Gürcistan polisine gösterince, ilaçlarımı aldılar ve bigisyarda kısa bir araştıma yaptıktan sonra geri verdiler. Kimisi şeker, kimisi tansiyon kimisi de kalp ilaçlarını atmış olmanın kaygısıyla yakınmaya başlayan yolculara uyguladığım yöntemi anlatınca üzüntü ve şaşkınlıklarını gizlemediler.

türkgözü

 

AHISKA

Direksiyonu sağda olan bir taksiyle Türkgözü sınır kapısından Ahıska'ya geldiğimizde bizi ilk karşılayan Ahıska Kalesi oldu. Posof Çayı'nın kıyısına kurulmuş olan eski şehir merkezindeki döviz bürosunda 100 dolar vererek 5700 ruble aldık. Birazcık Türkçe konuşabilen taksi sürücüsünün bizi götürdüğü üst katı otel olan lokantayı beğenmediğimizden yemek yeme işini biraz erteleyerek şehri tanımak için yürümeye başladık.Meydanın en gösterişli yapısı polis merkezi ile  yakınındaki alışveriş merkeziydi. Gösterişli reklam yazılarıyla süslü olan alşveriş merkezine girince hazır yiyecekler satılan bölümdeki kanepelerde sereserpe oturmuş sohbet eden gençleri gördük. Temiz ve düzenli vitrinlerin arkasında sunulan hazır yemeklerden kaz ciğeri ve poçipori (fırında pişirilen penirli ekmek) yanında bir de ne olduğunu anlayamadığım sarı renkli bir yiyecek ( bir tür şinitzel) seçtim.

Posof Çayı'nın karşı yakasındaki temiz ve düzenli olan eski şehir, küçük esnaf ve sokak satıcıları Anadolu'daki taşra kasabalarını anımsatıyordu.

 

 

 

 

 

 

Osmanlı Rus savaşında kent General Paskeviç tarafından ele geçirilince Ahıskalı halk ozanı üzntüsünü

Ahıska bir gül idi gitti
Bir ehli dil idi gitti
Söyleyin Sultan Mahmut’a
İstanbul kilidi gitti…

dizeleriyle dile getirmişti.

Restorasyon ve çevre düzenlemesi Ankara Kalesi'ne göre daha iyi yapılmış olan Ahıska Kalesi'ni gezdikten sonra geceyi Borjomi'de geçirmeye karar verdik.

 

 borjomi

Borjomi 2015 

Ahıska'da bindiğimiz minibüs sürücüsüne Borjomi'ye gideceğimizi söylememmize karşın belki anlayamadığından, belki de unutmuş olması nedeniyle  bizi şehir merkezine bırakmadan yoluna devam ediyordu. Borjomi, Borjomi ! dediğimde yaptığı yanlışı anladığından yol kenarında bizi minibüsten indirerek bir kilometre geri yürümemiz gerektiğini o tanıdık evrensel dile anlatmaya çalıştı.

Sınırlı zamanı verimli kullanmak zorunda olduğumuzdan Kharagauli (Haragauli) Nasyonal Parkı'nı gezemeden Mktvari (Aras) Nehri kıyısına kurulmuş yeşillikler arasındaki Bonjomi'yi tanımaya çalışıyorduk. İlk gördüğümüz otelden gecilik konaklama ücretinin 100 dolar olduğunu öğrendik. Bojomi vadisindeki ikinci otele geldiğimizde bizi bahçede Türkçe konuşan gençler karşıladı. Gençler 35 dolara gecelediklerini söylemelerine karşın resepsiyondaki görevli gecelik konaklama ücretinin 100 dolar olduğunu söyledi.

Yüksek ağaçların gölgesindeki bankta serinlemeye çalışan gençten otel, motel ya da pansiyon yerlerini öğrenmek için biraz Türkçe, biraz İngilizce daha çok da evrensel beden dilini kullanarak geceliği 25 dolar olan bir pansiyon olduğunu öğrendik. İşletmeciliğini mahalle bakkalının yaşlı karısının yaptığı pansiyonda bir odada iki temiz yatak, salonda ise masa sandalye, televizyon, mutfak malzemeleri vardı. Duş ve tuvaletin bulunduğu banyo da temiz olduğundan, iki kişilik gecelik konaklama ücreti olaraak 25 doları peşin ödeyerek demr ve kuvvetli saçtan yapılmış olan giriş kapısının anahtarını alıp, şehrin dar ara sokaklarına daldık.

Önce minibüs ve otobüslerin terminal gibi kullandığı yeri bularak Tifli'e gidecek olan minibüslerin hareket saatlerini öğrendik. Mahalle bakkallarının belini bükmek üzere olan süpermarkete girerek cep kanyakları büyüklüğünde iki şişe viski ve çukulota ile sokak arasında tezgaah açmış bayandan bir miktar yerli tohumlarla üretilmiş domates, biber, salatalık ve bizdeki çeçile benzeyen peynirden alarak akşam ziyafeti için pansiyonumuza döndük.

Turizm danışma bürosundan edindiğimiz bilgilerle içinde yeme, içme ve eğlenme yerlerinin olduğu Borjomi Central Park'tan hareket eden teleferiği kolayca bulduk. Gençlerin çılgınlık yaapmadan doyasıya eğlendiği bölgeyi geçtikten sonra içinde çağlayanların bulunduğu rengarenk ışıklarla süslenmiş derenin kıyılarına ve üzerine kurulmuş lokantalara ulaştık. Kültür park niteliğindeki  bölgeyi de gezdikten sonra loş ışıkların aydınlattığı modern bir mekanda yorgunluk kahvesi içmek için plastik sandalyelere oturduk. İyice yorulduğumuzu konuşurken, yanımıza yaklaşan işletme çalışanı bayanın ifadesinden, kapatıp gitmeleri gerektiğini, ancak bizim oturmaya devam edebileceğimizi ve giderken masayı ve sandalyeleri duvarın yanına istiflnmiş olanların üzerine koymamızı anladık.

Gecenin geç saatlerinde pansiyonumuza dönerken şehrin dar sokaklarda bizden başka kimselerin olmayışı bizi tedirgin etmedi diyebilirim. Şehir sessiz, temiz  ve güvenliydi.

Gezinin Kafkasya bölümü için tıklayınız ...

 

borjomi

 

Anasayfaya Dön

Anasayfaya Dön

Doğukaradeniz Bölgesi'ni Ortakaradeniz Bölgesinden ayıran Melet Irmağı'nın yukarı havzasına ''Melet'', burada yaşayan halka da ''Meletliler'' denir.

2011 yılında birinci baskısı yapılan ''MELETLİLER'' öykü kitabı 13x19 cm boyutlarında, 304 sayfa ve 18 öyküden oluşmaktadır.

Kitap, 1856 dan bu yana yörenin kültürü, doğası ve yaşanan bazı olayları öykülendirilerek anlatılmaya çalışılan bir denemedir..

 

TOPÇAM BELDESİ

Mesudiye ilçesinin üç beldesinden birisi olan Topçam, Ordu il merkezine 61 km uzaklıktadır. Orta Karadeniz bölgesini Doğu Karadeniz bölgesinden ayıran Melet Irmğı beldenin içinden geçmektedir.

Devamı için tıklayınız ...

 

geziler