MISIR GEZİ ANILARI  LUKSOR 2016

Odeon turizm firmasının daha doğrusu Eser Hanım'ın sayesinde Yukarı Nil gezisi için gerekli olan her şey tamamlanmıştı. Kızıldeniz eyaletinden ayrılarak Qena iline giriş yapabilmemiz için gereken izinbelgesi, otomobilin kiralanması ve yedi günlük Nil turu için ..... dan rezervasyon işleri bir çırpıda tamamlanmış olduğundan sabahın ilk saatlerinde şoförümüz bizi otelimizden alarak yola çoktık. Saçları kısa, bıyıkları ince sakalı sinek kayıdı kesilmiş genç şoförümüz, temiz giyimli ve sevecen yüzlüydü.

O Türkçe biz de arapça konuşamamanın suskunluğu ile bir süre hız kesme tümsekleriyle dolu bölünmüş yolda ilerlerken radyodan da Kuranıkerim dinleyerek çölde ilerledik. El Guna'ya varınca gerçekten de çok abartılmış yüksek dereceli bir güvenlik denetim noktasında durduk. Belgeleri denetleyen sivil güvenlik görevlileri Türkiyeli olduğumuzu öğrenince dikkatlice bizi izledikten sonra şoförümüzle birşeyler komuştuktan sonra otomobilimizi yolun kıyısına park yaparak motoru susturunca meraklanmaya başladım. Kaygılandığımızı anlayan şoför Muhammet, çöl bölgesinde yolculuk yapabilmemiz için güneşin doğuşunu beklememiz gerektiğini anlatmaya çalışınca birazcık da olsa tedirginliğimiz azaldı.

Saat 6 00 da önümüzde bir güvenlik aracıyla Kızıl Deniz'den Nil kıyısındaki Qena'ya doğru hareket ettik. En küçük bir yaşam belirtisinin bile olmadığı bir doğada ilerlerken çölün ne anlam taşıdığını yakından izleyerek öğrenmeye çalışıyorduk. Bazı yüksek gerilim hattı direkleriyle, telefon baz istasyonlarının kıyısında derme çatma kulübeleri gösteren şoförümüz ''Bedvin, bedvin'' diyerek gülümsüyordu.

Bizim bedeviler olarak öğrendiğimiz çöl insanları binlerce yıl boyunca doğa ile uyum içinde yaşamaya çalışırlarken, yöneticiler de bu durumdan yararlanarak telefon baz istasyonlarıyla yüksek gerilim direklerinin güvenliğini onlara bırakmış gibiydiler.

Beş saatlik yolculuk boyunca 10 güvenlik denetim noktasını geçtikten sonra Qena'ya yaklaştıkça Nil'in canlılar için ya da Mısır halkı için ne anlam taşıdığını daha iyi anlıyorduk. Nil üzerindeki sis dalgaları arasından sıyrılarak bizi karşılayan sabahın ısıtmayan güneş ışınları palmiyeler, begonviller ve şeker kamışı tarlaları üzerinden geçerek bizi karşıladığında Qena'ya 4 km uzaklıktaki Dandera Tapınapına ulaşmıştık.

Aşk, sevinç ve güzellik tanrıçası Hathor'a adanmış Dandera'ya bir kişi için 40 LE vererek titiz bir güvenlik denetiminden geçtikten sonra girebildik.

Kardeşi Seth'i  tarafından öldürülen, Osiris'in dağılmış organları nasıl toplanmış ve tekrar birleştirilmiş ise herkes yeniden doğacaktır ...

Ölülerin koruyucusu, doğan her şeyin simgesi Osiris ...

Böylece devam eden anlatımlarla ölümün olmadığına ikinci yaşam ile hayatın devamlılığına inananan eski Mısır halkının inançlarının sergilendiği Dandera'da Osiris şapeli, ölümden doğan Osiris sahneleri, güneş saati, ve burçların sergilendiği devasa sütunların taşıdığı tavan süslemeleri karşısında günümüz insanlarının ne kadar da aciz kaldığını görünce, işi şakaya getirerek geleneksel giysili görevlilerle fotoğraf çektirmeye başladım.

Luksor girişindeki güvenlik denetiminden de geçtikten sonra Luksor ve Karnak tapınaklarını birleştiren koç başlı sfenks yolu (eski tören yolu) üzerindeki Japon ve Mısır bayrak ve devlet başkanlarının posterleriyle süslü köprüyü geçerek yapımı MÖ 1213 te bitirilen Karnak Tapınağına geldik.

Bizden başka yabancı turistin olmadığı meydana otomobilimizi park yaptık. 120 LE vererek iki bilet alıp, güvenlik denetiminden geçerek binlerce yılın tapınaklarına yaklaşınca bizi Güneş Tanrısı Amon'un kutsal hayvanı koç heykelleri karşıladı. Bazıları tahrip edilmiş olsa bile binlerce yıl ayakta kalmayı başarabilmiş devasa koç heykellerini geçince II. Ramses ve eşi Nefertari heykelleri karşısında şaşkınlığımızı gizlemeye gerek duymadık. Devasa sütunların üzerindeki kabartmalarla anlatılmaya çalışılanları okumamız mümkün değildi ama önceden eski Mısır tarihi ile ilgili okuduğum kitaplar sayesinde genel bilgilere sahip olmam hayranlığımı biraz daha artırmaya yetiyordu.

Sıra kırmızı granitten yapılmış devasa dkilitaşı incelemeye gelince, dönemin yöneticisi Mehmetali Paşa tarafından ikizinin hediye olarak Fransaya hediye olarak verilmiş olmasını anımsadım. İçim sızladı...

Luksor Tapınağı'nı dönüşte gezme kararını alarak hızlıca şehrin batısındaki çölde bulunan Krallar Vadisi'ne geçtik. MÖ 1479-1485 yılları arasında üvey oğlunu gölgede bırakarak ülke yönetimine damgasını vuran Kadın firahun Hatsepshut'un devasa anıt mezarını görünce Anıtkabir'i anımsadım. Yönetimde olduğu dönemde takma sakal kullandığı, kendi adına yaptırmayaya başladığı anıt mezarın da erkek firavunların mezarının bulunduğu Krallar Vadisinde olamayışı, öldükten ya da öldürüldükten sonra Hatsepshut'un heykellerinin yıktırılması ve tapınaklardaki sütunlardan adının silinmesi hayli düşmanının olduğunu kanıtlamaktaydı. Binlerce yıl boyunca duvarlardaki yazı ve resmlerin önemli hasara uğramadan günümüze kadar korunması sayesinde o yıllara ait önemli bilgiler günümüze taşınabilmişti.

Yeniden bir ücret ödeyerek girdiğimiz Krallar Vadisindeki Firavun mezarlarının önemli bir bölümünün içi boşaltılmış, hatta duvarlarındaki yazı ve kabartmalar bile sökülerek İngiliz, Amerikan, Alman, Fransız ve İtalyan müzelerinin paha biçilmez eserleri arasında srgilenmek üzere bazen yasal bazen de yasa dışı yollardan ülke dışına çıkarılmıştı. Sıra Tutankamun'un mezarına gelince gördüklerim karşısında etkilenmedim desem yalan olur.

Üçüncü kata kadar indiğimizde sıcaktan bunalmaya başlamıştım ki fotoğraf çekmenin yasak olmasına karşın, vücut ağırlığını taşımakta güçlük çektiği tombul bacaklarının üzerinde sağa sola yalpalayarak yanıma yaklaşan görevli el kol işaretleri yaparak ''Fotoğraf çekmek yasak ama başkaları gelene kadar sen çekebilirsin''  anlamında uğraşıp durmasına karşın ben de fotoğraf çekmeyeceğimi belli ederek hayranlıkla duvarlardaki resimleri incelemeye devam ediyordum. Sıra granit üzerine yapılan süslemelerle bezeli sandukayı görünce akıllı telefonumun kamerasını açarak bir dakikalık börüntü kaydetmekten kendimi alamadım. Geri dönüşe başlayınca iri kıyım yaşlı görevli yanıma yaklaşarak bahşiş istedi. Yaptığı açıklamalar dolayısıyla eline 15 LE sıkıştırmak isteyince olanca hoyratlığı ile parayı azımsayarak daha fazla istedi. Önce bozuk paramın bu kadar olduğunu söyledim.  Cebinden bir tomar para çıkararak bozabileceğini söyleyince sadece döviz var üzerimde dedim. Bu kez dövizi de bozarım deyince, baktım adam iyice arsızlaşmaya başlıyor, hızlıca yerin üç kat derinliğinden yukarı doğru merdivenleri tırmanmaya başladım. Ardım sıra bana yetişmek için nefes nefese kalmış görevlinin öleceğini düşünerek, yukarıda bizi beklelyen şoförümüze durumu anlatıp 20 LE daha vermesini sağlayınca o arsız adam pamuk gibi yumuşayıverdi. Birlikte birkaç fotoğraf çektirdikten sonra öteki Firavun mezarlarına geçtik.

23 Ocak 2016

Devamı için tıklayınız ...

 

Anasayfaya Dön

Doğukaradeniz Bölgesi'ni Ortakaradeniz Bölgesinden ayıran Melet Irmağı'nın yukarı havzasına ''Melet'', burada yaşayan halka da ''Meletliler'' denir.

2011 yılında birinci baskısı yapılan ''MELETLİLER'' öykü kitabı 13x19 cm boyutlarında, 304 sayfa ve 18 öyküden oluşmaktadır.

Kitap, 1856 dan bu yana yörenin kültürü, doğası ve yaşanan bazı olayları öykülendirilerek anlatılmaya çalışılan bir denemedir..

 

TOPÇAM BELDESİ

Mesudiye ilçesinin üç beldesinden birisi olan Topçam, Ordu il merkezine 61 km uzaklıktadır. Orta Karadeniz bölgesini Doğu Karadeniz bölgesinden ayıran Melet Irmğı beldenin içinden geçmektedir.

Devamı için tıklayınız ...

 

geziler