EDFU VE KOM OMBO 2017

Milattan önce 3000 yıllarından bu yana değişik uygarlıkların izlerini taşıyan Mısır'ı üç ay gibi kısa bir zaman aralığında tanımanın olanaksız olduğunu geçen yıl anlamış olduğumuzdan, bu yıl da 80 gün boyunca biraz Hurgada, biraz Sharm El Sheikh, biraz da Aswan çevresinde yedik, içtik ve o gizemli bölgede gezinip fotoğraf çektik.

Firavunlar, Yunan, Roma, Bizans, Abbasiler, Fatimiler, Eyyubiler, Memluk, Osmanlı ve daha niceleri Afrika'nın can damarlarından birisi sayılan Nil Nehri'nin kıyılarındaki verimli topraklarda egemenliklerini sürdürürken, bu bölgeye önemli kültürel miraslar bırakmışlardı. Napolyon'un, Mehmet Ali Paşa'nın, ve İgilizlerin yönetiminden sonra; önce krallık, sonra da Cumhuriyet ile yönetilip, devrim ve askeri müdahalelerle tanışan halkı tanımanın o kadar da kolay olmayacağını önceden bilemezdim.

Odeon Tur turizm firmasında çalışan Birim Hanım'ın sayesinde, geceliği 40 ABD doları olmak üzere 4 günlük Nil Turu satın aldıktan sora, 4 arkadaş Hurgada'dan Luksor'a ulaştığımızda saat 10 civarıydı. Karnak ve Krallar Vadisi'ni gezip beş yıldızlı gemideki (Cruise Shams) kamaramıza girdiğimizde ocak ayının güneşi halen ısıtıyordu.

Cruise Shams'a iplerle bağlanarak bizimle hareket eden kayıklardaki satıcıların sesleriyle uyandığımızda Esna'ya gelmiştik.

Nehir taşımacılığındaki sistemin sayesinde Cruise Shams 10 metre civarında yükselirken, kanal kapaklarının açılışını, kapanışını seyrediyor ve kanalda biriken suyun kaldırma kuvvetiyle yükseliyorduk. Mısır hiyeroglifleriyle süslü masa örtüsü, yöresel giysi ve el dokuma atkıları satabilmek için seyyar satıcıların sadece birkaç dakika zamanı olduğundan, bağırıp çağırmaların yerini pazarlık sesleri almaya başlamıştı.

Edfu'daki, tanrı Khnum'a adanmış büyük bir tapınağı Saat 10 a kadar gezmemiz gerektiğinden; hayli abartılmış yiyeceklerden oluşan sabah kahvaltısını erken yapmıştık. Faytonların sıralandığı yolda karayağız esmer delikanlıyla yaptığımız pazarlıktan sonra, ben yanına, eşimle arkadaşlarım koltuklara oturduktan sonra faytoncu doru atı kırbaçlamaya başladı. Birkaç dakika sonra Edfu Tapınağına vardığımızda faytonların, faytonlara koşulmuş atların, faytoncuların, turistlerin, tur görevlilerinin, satıcıların ve güvenlik görevlilerinin karmaşası görülmeye değer türdendi.

Atlar ileri geri tepinip, başını sağa sola sallarken kaçışan, irkilen, gülüşen ve şakalaşan Japonya'lı, Kore'li ya da Çin'li olduğunu sandığımız kısa boylu, beyaz tenli ve çekik gözlü turistler ile yerli halktan olduğunu sandığımız esmer tenli insanların arasında duran faytondan inince, faytoncumuz Muhammet'e 2 saat sonra burada bulunması gerektiğini o bizim meşhur beden diliyle anlatmaya çalıştık.

Muhammet'in tanıdığı olduğunu sandığımız biraz daha esmer olan bir genç kendisini bize tanıtmaya çalışırken, adının Abdullah olduğunu anladık. Bizim isteğimiz dışında Abdullah bize yardımcı olmaya çalışıyordu. Bilet gişiesini gösterdikten sonra yanımızdan ayrılmayan Abdullah, bizi kum rengindeki devasa tapınağın giriş kapısına götürdü. Yaya yolunun kıyısına sıralanan, içi göz alıcı renklerle cıvıl cıvıl süslenmiş yöresel giysi ve eşyalarla tıka basa dolu dükkanların önünden geçerken kendi iş yerini bize göstererek birşeyler söylemeye çalışıyordu. Arife tarif gerekmez derler ya, biz de anlatılmak istenenin ne olduğunu anlamış olarak tapınağa girdik.

Tapınak ve çevresi anlatılamaz, sadece gezilir ve fotoğraf çekilir.

Eski Romalılar ve Yunanlılar için de önemli olan Khnum tapınağının, ayrıca Neith (savaş tanrısı) ve Heka tanrılarına da ithaf edilmiş olduğunu öğrenince, M.S.3. yy da yaşayan insanların korkularını, bu korkuları yönetenlerin güçlerini düşününce ürpermemek elde değildi. 18 m yükseklikteki sütunların, bu sütunların taşıdığı tavanlar ile sütunları çevreleyen duvarların üzerindeki resim, yazı ve sembollerle anlatılmak istenenleri öğrenmeye çalıştım. Sonunda, istemeden de olsa günümüzdeki Mısır, Suriye, Ürdün, İsrail, Irak ve Türkiye'de yaşayan insanların inançlarını, yaşam biçimlerini, yönetim şekillerini kıyaslamadan yapamadım. Değişen ne ki?

Kom Ombo

Timsah Tanrı Sobek ile Şahin Tanrı Haroeris'e adanmış olan Kom Ombo tapınağı M:Ö: 2. yy da yapılmış olmasına karşın, bir dönem Kıpti kilisesi olarak, şimdi de turizm alanında hizmet vermeye devam ediyordu. Çay, kahve ve nargile (şişe) içilebilen, hediyelik eşyaların satıldığı bölümün hemen yanında, yılanlarının gerisinde bağdaş kurarak oturan adamın gözlerindeki ışıltı insana güven vericiydi. Korkularını yenmeyi başaranların boynuna doladığı engerek yılanlarıyla ekmeğini kazanmya çalışıyordu. Bir yıl önce de aynı adam, aynı yılanlarla, aynı yerde oturuyordu. Korkularını yenmeyi becerebilen küçük çocuklar, yerli ve yabancı turistler, ellerine aldıkları uysal kobraları boyunlarına dolayarak fotoğraf çektinirken, ben halen korkularımın tutsağı olarak sadece fotoğraf çekiyordum. Nasıl oldu şimdi anımsayanıyorum, bir de baktım ki boynumda atkı gibi duran bir engerek bana öyle sevecen bakıyordu ki, ikincisininde de boynuma dolanmasına izin verdim. Yılanlarla ilgili ön yargılarımı yaşantımın çöp kutusuna attığımın belgelenmesi için fotoğraf makinemi gezi arkadaşım Türk Bey'e uzattığımda birisi halen gözlerime bakıyordu.

Birçok uygarlıkta farklı semboller olarak kullanılan yılan şekli, eski Mısır'da Tanrı Ra yı düşmanlarından koruyan tanrıça, karanlığın ve kaosun tanrısı (apep), bazen de ölüleri öteki yaşamlarına taşıyan kayığı taşıyıcısı olarak kabul görmüştü. Günümüzde, zehir dişleri sökülmüş uysal Mısır kobraları ise turistlerin maskarası olarak gezilerine birazcık ta olsa farklı bir çeşni katıyordu.

Önceki bilgilerime göre Mısır halkını Arap ve Müslüman olarak tanıdığımdan; buradaki Kıpti, Bedevi, Mısır Yahudileri, Mısır Türkleri ve Domlar bana çok ilginç gelmeye başladı. Sudan sınırına yakın olan Asvan'a (Aswan ya da Asuan) yaklaşırken Arap ile Zenci arasındaki farkı gözlemleyip, kültürel sınırların ülke sınırları gibi olmadığını daha iyi anlamış oldum.

Fotoğraf: Aydın Altunöz   Copyright ©

Gezinin Aswan bölümü için tıklayınız ...

 

 

Anasayfaya Dön

geziler