MISIR GEZİ ANILARI  HURGADA 2016

Saat 14.50 de Ankara Garı'ndan hareket eden yüksek hızlı trenin hız göstergesinde 250 sayısını gördüğümüzde bozkırın üzerindeki yeşillenmeye başlamış buğday tarlaları hızla bizden uzaklaşmaya çalışıyordu. Dörtbuçuk saat sonra ulaştığımız Pendik Garı'nda güzelliklerini saklamayı başaramadığı akşam karanlığı İstanbul'un üzerine ipek örtü gibi sarılmaya başlamıştı.

Gar çıkışındaki merdivenlere ulaşınca iki sırt çantası ile iki iri bavulun ağırlığı altında ezilmek üzere olduğumu anlayan iyi beslenme olanaklarına kolayca uşaşmayı başaramamış olduğu narin vücut yapısından anlaşılan, topuklarına kadar uzun giysili, kirli mavi rengindeki başörtülü incecik sesli genç kadın ''Yardım edeyim amca'' diyerek elimdeki bavullardan birisinin tutma yerine yapıştı.

Merdivenlerin kıyısına engellilerin  ya da sürüklemeli bavul taşıyanların kolayca ilerleyebileceği rampaları yapmayı akıl edemeyen yöneticilere ağız dolusu kötü sözler söylemeyi aklımdan geçirirken böyle bir kadının yardım çağırısını kesin bir dille reddedişimin nedenini aklımın gerilerine yapışmış bir olayın anılarına bağlıyorum şimdi.

Yıllar önce yani ülkemizin insanlarını sağcı - solcu diye iki bölüme ayırmak isteyen yöneticilerin egemen olduğu 1970 li yıllarda, fazla kilolarıyla uzlaşık yaşamayı başarmış olan teyzemin yaşadığı bir olay vardı. Sıcak ve nemli İstanbul günlerinde belediye otobüsünde saçı ve sakalı uzun bir genç erkek oturduğu yerden kalkarak teyzemin oturmasını isteyince, ileri düzeyde dindar olmasa bile İslam'ın çoğu kurallarını uygulamayı kendisine yaşam biçimi olarak kabullenen teyzeme, o gencin kibar ve içtenlikli önerisini reddedişinin nedenini sorduğumda  '' Ne bileyim işte. Onun kalktığı yere oturamadım. Çocuk da çok üzüldü sanırım.'' demişti.

Keşke o ince bedenli ufacık tefecik genç kadının yardım isteğini kabul etseydim. Şimdi daha iyi anlıyorum. Çok, gerçekten çok mutlu olurdu sanırım.

Ankara'dan İstanbul'a Yüksek Hızlı Tren ile 4,5 saat, Pendik Garı'ndan Atatürk Havalimanı'na belediye otobüsü, Kartal Metrosu, Marmaray ve Havalimanı Metrosu ile 2 saat yolculuk yaptıktan sonra iyice yorulmuştuk.

THY nın TK 307 tarifeli uçağına girince koltukların yarıdan fazlasının boş olma nedeni, Mısır'ın Şarm El-Şeyh havalimanından Rusya'ya gitmekte olan uçağın Sina Yarımadası üzerinde düşürülmüş olmasıydı. İstanbul'un ışıklarla anlatılmaya çalışıldığı bir panoya yukarıdan bakarak havalandıktan sonra irili ufaklı ışık kümelerinin hangi şehirlere ait olabileceğini tahmin etmeye çalışırken Antalya ve çevresindeki ışık kümelerinin güzelliğini geride bırakınca Akdeniz üzerinde olduğumuzu anladık.

Aradan bir saat geçmiş olmalı ki uçağın penceresinden bakınca İskendiriye, Kahire, Nil deltası ve Nil vadisinin minik ışık yıldızları ile süslenmiş olduğunu gördük. Bu ışık gösterisi biaz sonra, uçağımızın Hurgada'ya yönelmesiyle kör çöl bölgesinin üzerinde bizi terk etti.

Kızıl Deniz'in kıyısında kümelenmiş ışık süslemelerinin yanındaki iniş pistinin parlak paralelleri arasından süzülerek Uluslararası Hurgada Havalimanı'na usulca indiğimizde saat 3.00 sularıydı.

Şimdi düşünüyorum da,  gecenin kör karanlığı sayılan o saatlerde bizi havaalanında çucuklarımızdan başka kim karşılar ki? İşte burada, böyle bir sorunun yanıtını bulmak çok zor oldu. Murat Bey'i telefonla aradığım zaman ''Beş dakika sonra yannınızda olacaklar Hhocam'' sözünü; otomobillerinden inerek ellerimizdeki bavullara sarılan  Faruk ile Mısırlı Usame'yi sanırım yıllarca unutamayacağım.

İçinde buzdolabı, gardrob, karyola, kanepe, sandalye, sehpa, elektrikli ocak, su ısıtıcısı ve mutfak gereçleri olan odaya girdiğimizde gözlerimizden uyku akıyordu. Gençlerle vedalaşıp ayrıldıktan sonra öğle güneşinin tepemize geldiği saate kadar deliksiz bir uykuya daldık.

Alt katında hediyelik eşyaların satıldığı, çatısında küçük bir yüzme havuzunun olduğu apartman üç bloklu altı katlı orta büyüklükte sütüdyo otel olmasına karşın, bizden başka iki müşterisi daha vardı. Murat Bey'in sayesinde iyi bir indirimle aylık kira olarak 1800 LE ye anlaşarak 1200 LE de depozito verdik. Sabah kahvaltısına davet eden Ordulu Murat Bey ile aynı bölgenin insanı olmamız, ortak beğenilerimiziden belli oluyordu.
Murat, Faruk ve Usame sizlere çok teşekkür ederiz. İçinizdeki bu insan sevgisini büyütmeye devam ediniz.

Devamı için tıklayınız ...

Anasayfaya Dön

 

geziler