MISIR GEZİ ANILARI  EDFU 2016

Şahin Başlı Horus, Timsah Tanrı Sobek, Hektor ve Khonos gibi Dünya'nın bereket tanrısı ve yaratıcısına adanmış tapınakları gezmektense, Nil kıyısındaki Edfu kentinde yaşayan halkın günümüzdeki kültürünü tanımayı tercih ettik.

faytonlar

Nile Cruism El Miss Esedora'dan inip, Nil kıyısındaki ana caddeye çıkınca onlarca fayton sürücüsünün inatçı ve pervasız tekliflerine muhatap olmak istemiyordum. Biraz daha sakin bir ortamda fotoğraf çekmeyi planlamıştım ama bütün çabalarım boşa çıktı. Yürüdüğümüz yolla faytonların karmakarışık bekleştiği yol arasında 10-15 metre mesafe olmasına karşın, fayton sürücülerinin ingilizce, Fransızca, Almanca, Rusça gibi dillernden birkaç sözcük kullanarak bize seslenmeleri yürekleri burkan türdendi. En çok 50-60 LE kazanabilmek için biri ötekinin önüne doğru sürüyordu faytonunu. Bu karmaşa içinde yoksulluğun geliştirdiği şakalaşma biçimlerini öğrenmiş olmam bir yana, uzlaşmanın da nasıl olabildiğini içim sızlayarak öğrenmiş oluyordum.

Fukaralık zor iş. Bir de sadece hızlı turizmin kırıntılarıyla geçinirken, bekledikleri Rus, Alman ya da İngiliz turistlerin bölgede yeşertilen terör nedeniyle gelmemeleri, hayatları daha zorlaştımış olmalı.

Lüks Miss Esedora'nın yaklaştığı iskelenin karşısında, içinde kimselerin olmadığı, birkaç derme çatma masanın bulunduğu kahvehane vardı. Önünde, kızgın yaz güneşinden iyice solmuş ve yıpranmış güneşliklerin altında kola şişeleriyle patates cipslerinin sıralandığı bakkala girerek içme suyu satın aldık. Karanlıkta yürürken ilk dakikalarda tedirgin adımlarla ilerlerken, biraz sonra alışıp rahatlar ya insan, biz de benzer biçimde girdik kalabalığın arasına.

Trafik tam anlamıyla arap saçına dönmüştü. Tekerlekleri boyalı, oturma yerleri iyice süslenmiş faytonlar, cıvıl cıvıl renklerin oynaştığı motosikletten uyarlanmış tuktuk taşıtları, her tarafı vuruk ve çiziklerle dolu eski model otomobiller, lastik tekerlekli eşek arabaları, ekzozlarından kül rengi dumanlar çıkaran kamyonlar, kamyonetler, otobüsler, minübüsler caddenin iki yanını tıka basa doldurmuştu. Kimisi iş yerlerinin önüne park yapmıştı araçlarını. Usulca hareket ederken bir yandan da yolcu bulmak için bağıran sürücülerin verdikleri mücadeleyi görünce hiç beğenmediğimiz İstanbul trafiği geldi aklıma.

Eşek arabasında sebze, küçük pikabın açık kasasında meyve satmaya çalışan başı sarıklı satıcılar, bunlardan alış veriş yapan kara çarşaflı kadınlar, araçların arasından ustaca sıyrılarak karşı kaldırıma geçen çocuklar, iş yerlerinin önünde plastik taburelerde oturup müşteri bekleyen esnaf görülmeye değer bir rahatlıktaydı.

Çevredekilerden çok farklı olduğumuz, ten rengimizden, giysilerimizden ve askısını koluma sıkıca doladığım nikon D80 den iyice belli oluyordu. Böyle bir karmaşanın içinde ilerlerken bize birşeyler satmak isteyen seyyar satıcıların fotoğraını çekmeye önceleri cesaret edemedim. Bizim gibi turistlere iyice alışkın olmalarından olsa gerek, biraz sonra fotoğraflarını çekmek için izin istediklerim rahatlıkla poz vermeye başladılar.

Düzensizliğin düzen olduğu bir yerde zor zar da olsa artık fotoğraf çekebiliyordum. Arap ırkının tüm özelliklerini taşıyan güçlü kuvvetli, iriyarı, güler yüzlü, sevecen bakışlı, ak sakallrının arasından beyaz dişlerini göstererek konuşan, beyaz sarıkla başını iyice sarmış adamla gözgöze gelince, fotoğraf makinesini göstererek, fotoğrafını çekmek istediğimi belli ettim. Adam da dünden hazırmış. Başladı poz vermeye.

adamBirkaç kare fotoğraf çektikten sonra daha da cesaretlenerek eşimi gösterip birlikte fotoğraf çektirmek isteyince, bir yerde durmasının gerektiğini anlaması için aklıma yeni bir cinlik geldi. Adama yaklaşarak ''Haram, haram!'' dedim. Müslüman olup olmadığımı anlamak için el kol işaretleri yapıp ''Müslim?'' deyince ''Elhamdülüllah'' dedim. Kendine çekidüzen veren yaşlı adam, Türk olup olmadığımı da sorup öğrendikten sonra, bir de arapça selevat getirdim. Ben tam tercümesini bilmiyordum ama adamcağız ne demek istediğimi anlamış olmalı ki, bizi her zamanki gördüğü turistler gibi algıladığı için çok mahçup oldu. Daha çok eziyet vermemek için adamın sırtını dostça sıvazlayınca elimi tuutu ve birşeyler sormaya başladı. Sözcüklerin arasında Tayyip Erdoğan ismini duyunca ne demek istediğini anladım. ''Tayyip Erdoğan gut gut'' deyince adamcağız boynuma sarılarak alnımdan öptü. İkramda bulunmak için davet ettiğini anlayınca, işi daha ileriye götürmemek için ''Şükran, şükran'' diyerek yanından uzaklaştık.

pazar yeri

Dar bir cadde üzerinde kurulmuş, yöresel ürünlerin satıldığı pazar yeri bolluk ve bereket doluydu. Çoğunluğu kara peçeli kadınların oluşturduğu müşteri kümesinin içine dalarak ürün fiyatlarını bizdekilerle karşılaştırmaya başladım. Miss Esedora'nın yemekleri, tatlıları ve meyveleri insanın gözünü doyuracak tür ve miktarda olduğundan, pazar yerinden yiyecek almaya gerek duymadık. Mağazalarda satılanlar da kalitesiz olduğundan, alış veriş yapmaya gerek duymadık ama, yine de birşeyler satın almak istiyordu yufka yüreğim.

pazar yeri

Vitrinde segilenenlerin tümü siyah olan abiye giysilere takıldı gözümüz. Yaka bölümü vıcık vıcık renkli dantela, boncuk ve pullarla süslenmiş topuklara kadar uzun giysilerden alıp, üzerinde yapılacak bazı tadilatlarla güzel gece elbisesi olabileceklerin fiyatını öğrendik. Fiyatı 400 LE olan elbiseyi 280 LE ye düşürünce kısa bir sürede hesaplayarak ücreti ABD doları olarak ödemek isteyince, nedenini bir türlü anlayamadım ama satıcı illa da Mısır Paundu olarak ödeme yapmamız gerektiğini söyledi. Üzerimizde yeterli Mısır Paundu olmadığından, güzelim elbiselerden satın alamadık.

abiye

Miss Esedora yarım saat sonra Edfu'dan ayrılacağından, araçla dönüş yapmak için yoldan geçen bir tuktuk çevirdik. Yakışıklı genç sürücüye 10 Mısır Paundunu göstererek ''Bot'' dedim. Arap gencin başıyla onaylamasından sonra süslü koltuğa yerleştik. Motosikletin iç ve ön bölümü çok tozlu olmasına karşın, cam kenarları abartılı biçimde süslenmiş ve ön camın yan cam ile birleştiği tavana yakın bölüme birkaç ucuz tesbih ve Kuran ayetlerinden bazılarının yazılı olduğu küçük bir kitapçık asılıydı.tuktuk

Hayli konuşkan olan genç, hangi ülkeden olduğumuzu anlamak için habire konuşup duruyordu. Müslüman ve Türk olduğumuzu anlayınca bizi güzel bir sınavdan geçirdi. Birlikte şehadet getirdikten sonra, kaş göz arasında, kimseye göstermeden, buradaki muhalefetin kullandığı el işareti çaktı. Genç sürürücü öyle sevinçliydi ki, sevincinden ne yapması gerektiğini bilemiyordu. Bir ara elini tesbihlerin olduğu bölüme uzatarak takılı yerinden aldığı ucuz taş boncuklu kolyeyi eşime, ahşap boncuklu tesbihi bana uzattı. Satış yapmak istediğini sanarak satın almak istemediğimizi belirtince, hayli uğraşarak hediye olarak vermek istediğini anlatmaya çalıştı. Bize göre maddi değeri 1 Mısır Pauntu bile etmeyen armağanları geri çevirmenin yanlış anlamaya neden olacağı düşüncesiyle kabul ettik. Adının Muhammet olduğunu söyledikten sonra adımı sordu. Müslümanlığımdan kuşkulanmasın diye ''Ahmet '' dedim. Bu kez tesbihin nasıl çekileceğini bilip bilmediğimi de denetledikten sonra mutluluktan uçuyor gibi davranmaya başladı.

Miss Esedora'ya çok yaklaşmıştık. Yaklaşık 2 km lik yolculuğumuzu polis noktasına yakın bir yerde sonuçlandırmak için ''Temem Muhammed'' dedim. Tuktuktan inip, 10 Mısır Paundunu uzatınca bizim tuktuk sürücüsü Muhammed biraz bilge, birazcık da pişkince gülümseyerek 10 Mısır Paundu değil 10 ABD doları istemesin mi... Bizim gösterdiğimiz 10 LE yi 10 ABD doları olarak algıladığını anlatınca hemen verdiği hediyeleri geri uzattım. Bu kez o koyu kahverengi yüzünde bembeyaz dişlerini göstererek gülümsedi ''Temam Temam..'' diyerek 10 LE yi alıp yanımızdan uzaklaştı.

Miss Esedora'ya yaklaştığımızda yanımızdan geçen tuktuktan birisi ''Ahmeti Ahmet!'' diye bağırıyordu. Eşim hemen beni uyardı. ''Muhammet seni çağırıyor baksana'' deyince ben de vedalaşma işareti yapmaya çalıştım.

Yaptığı şakanın etkisiyle halen gülmeye devam eden Muhammet, tuktukun kapısından dışarıya sarkmıştı. Elindeki tesbihi bize doğru salladıktan sonra ''Allah, Allah...'' diyerek, gösterişli bir manevra yapıp yanımızdan uzaklaştı.

Gezinin Aswan bölümü için tıklayınız ...

29 Ocak 2016

>>>>> | | | MISIR GEZİ ANILARI LUXOR 2016 | | | <<<<<

Anasayfaya Dön

Doğukaradeniz Bölgesi'ni Ortakaradeniz Bölgesinden ayıran Melet Irmağı'nın yukarı havzasına ''Melet'', burada yaşayan halka da ''Meletliler'' denir.

2011 yılında birinci baskısı yapılan ''MELETLİLER'' öykü kitabı 13x19 cm boyutlarında, 304 sayfa ve 18 öyküden oluşmaktadır.

Kitap, 1856 dan bu yana yörenin kültürü, doğası ve yaşanan bazı olayları öykülendirilerek anlatılmaya çalışılan bir denemedir..

 

TOPÇAM BELDESİ

Mesudiye ilçesinin üç beldesinden birisi olan Topçam, Ordu il merkezine 61 km uzaklıktadır. Orta Karadeniz bölgesini Doğu Karadeniz bölgesinden ayıran Melet Irmğı beldenin içinden geçmektedir.

Devamı için tıklayınız ...

 

geziler