BOZCADA 2018

Ercan 'Hadi adaya gidelim' deyince, bir yolu bir de koşulları düşündüm. Pek te akıllı bir öneri olmadığını anladım ama, gezi olunca duygularıma birazcık öncelik tanıdım ve mart ayının serin sabahlarından birinde Ankara'dan yola çıktık.

710 km yolu güle oynaya geçip, Geyikli Feribot İskelesi'ne ulaştığımızda, birer bira ile kendimizi şımartmaya çalışırken, Ege Denizi'nin mavi sularını örselemeden bize doğru yakaşan beyaz feribotu gördük. Sakin ve iddiasızdı.

Adaya yakaşırken bizi ilk karşıayan kale odu. Ege adası olur da Venedikiler, Cenevizliler, Fenikeliler, ve Osmanlılar iz bırakmamış olabilir mi? Briisi yapmış, birisi yıkmış, Padişah II. Mehmed döneminde yeniden yapılmış ve nihayet Cumhuriyet döneminde iyi bir restorasyon görmüş. Eskiden, çevresinin kara ile bağlantısını derin bir su handeği ile ayırmışlar ancak, günümüzde hendek minübüs durağı olmuş ve açıır kapanır asma köprü yerine kemer köprü yapmışlar. Girş ücreti olarak ayrıcalıklı vatandaşa 3, sıradan vatandaşa 5 lira olarak yazılmışlar kapı girişine.

kale

İlk öğrendiklerimden birisi, Rum mahallesinin Türk mahallesinden daha temiz, daha düzenli ve aslına uygun olarak korunmuş olması oldu. Gülümsedim. Birazcık mübalaağa yaparak söylemek gerekirse, her yapı ya otel, ya motel, ya da pansiyon olarak kullanılmakta olan ilçe merkezinde sıkı bir yapı denetimi olduğu belli oluyordu.

Rum mahallesini gezerken sokak, balkon, kapı, pencere, ve merdiven süslemelerini görünce aklıma Stein am Rhein gezi anılarım geldi. Çok kültürlülüğü veya farklı kültürleri anlayabilen insanların birlikte yaşamayı başarmış olması, adayı biraz daha farklı görmeme neden oldu. Belki bu yeniden sentezlenmiş kültürün ürünü olan şarapçılık, ülke genelinde topallamaya başlamış olmasına karşın, adanın ayrıcalıklı dokusuna sımsıkı örülmüş gibi gözüküyordu.

Ataol Çiftliği'nın karşı yamacındaki bağ komşumuz ve bo'boz şarküterinin sahibi Bülent Bey'in ikram ettiği kırmızı şarabı yudumlarken, böyle bir kültürün zar zor da olsa halen yaşatılmış olması, beni birazcık ta olsa umutlandırmaya yetti.

Belediyenin hoparlörle yaptığı duyuruların ardından, balıkçıların vediği reklamı duyunca, kırmızı şarapla birlikte balık ızgaranın keyfini yaşamak için şehir merkezine yürümeye başladım. Yol kıyılarını süslemeye başlayan kır çiçeklerin şimdiden çoşmaları, baharın geldiğini muştuluyordu.

Fotoğraf makinemin yanımda olması, beni yoldan çıkarmaya yetmişti. Anadolu'ya bakan koylara doğru yürürken önce anemonlar yolumu kesti. Kaldırm taşlarının arasından sıyrılarak büyümeye çalışan sarılı, kırmızılı, mavili ve morlu kır çiçeklerinin güzelliği karşısında diz çökmek zorunda kalıyordum. Bu kadar çiçeği yanyana görebildiğim ender yerlerden birisi de Topçam'ın Yaylacık Yaylası olmuştu.

Koydaki deniz-kum ikilisi belki Sarımsaklı plajlarındaki kadar olmasa da, denize girenlere yetecek nitelikteydi.

Erkek kuaföre 'Beyaz saçları da kesiyor musunuz?' deyince aldığım yanıt çok ilginçti. 'Kesiyouz ancak, rezervasyon yaptırmalısınız. Sırada iki müşterim var' diyerek adanın tek kuaförü olmasının tadını çıkarmaya çalıştığını anladım. Boyumuzun ölçüsünü aldıktan sonra, doğruca Bozcaada Lokantası'na kelle-paça çorbası içmeye gittik. Temiz, güleryüzlü ve düzenliydi çorbacı. Her ustanın farklı lezzette pişirdiğine inandığım çorbayı, bolca sirke ve sarımsak katarak içince garsona günün şakasını yaptım. 'Çok güzel olmuş çorba ancak, kaseler biraz küçükmüş' dedim. Genç garson pek anlayamamış gibi davranırken, lokantanın becerikli sahibi espriye karşılık verdi. 'Biz de tamamlarız' diyerek yeniden az çorba getirdi. Kuşbaşılı pideyi de denedikten sonra hesabı öderken az porsiyon çorbanın parasını almamak için hayli uğraştı ve sonunda başardı.

Yeni yaptığımız bağ evinin önüne domates, biber, patlıcan gibi sebzeleri ekmek için toprağı iyice hazırlayıp, biraz da bağ budadıktan sonra, kendimize güzel bir akşam ziyafeti çekmek için Urfalı Nezih ustanın lokantasına gittik. Birer 'Aşçı tabağı' hazırlattıktan sonra aşçımızın anılarını dinlemeye başladık.

'Beni kolay kabul etmedi adalılar. Manavdan 3 lialık patlıcanı 9 liraya alınca, birazcık pahalı sattığını söylediğim zaman, işine gelirse dedi. Ben de fırsatını yakalyınca, üç porsiyon patlıcan yemeğinden 90 lira istedim ve aldım da. Ders olsun istedim. Bak şimdi akıllanmış olmalı ki pahalı satmıyor artık' diye başladığı anılarını yemek bitene kadar dinledik.

Yeniden gelmeye değer bir yer bulmuş olmanın mutluluğu ile gezerken, dönüş günü uçağa nasıl yetişebileceğimin kaygısına kapıldım. Adadan ilk feribot sabah 6.15 te hareket ediyor. Yarım saat sonra Geyiklide olabiliyoruz. Yarım saatte Çanakkaleye ulaşınca havaalanı denetimleri derken, uçağı kaçırma ihtimalim çok yüksek görünüyor. Belediye ve THY böyle bir sorunu akıllarına bile getirmemiş olmalı. Çanakkale'de bir gece konaklamak zorunlu gözüktü. Başa gelen çekilir diyerek kamu kuruluşlarının konukevlerini telefonla aradım. Hepsinen aynı yanıt aldım. 16 Mart etkinliği nedeniyle valilik tüm odaları rezerve etmiş. Üniversitenin konuk evi 85 lira. Otellerin gecelik ücretleri uçak ücretinen çok. Ben de bu olumsuzluğu Çanakkale valiliğine bildirmeye karar verdim. Durumu anlayan becerikli görevli Ayşegül Hanım beş dakika sonra beni telefonla aradı. ' Böyle bir karar alarak istemeden de olsa sizi madur etmiş olmaktan dolayı özür diliyoruz. 20 Mart gecesi öğretmen evinden yeiniz ayrılmış ve ücreti valiliğiz tarafından ödenmiştir. Şehrimize hoşgeldiniz . ' dedi.

Ne kadar ısrar etmiş olsam da ücret ödemede başarılı olamadım.

Teşekkür ederim Ayşegül Hanım...

Anasayfaya Dön

geziler