DOĞU ANADOLU

Gençliğin verdiği güvenle bakıyordum her tür soruna. Emek verince, kararlılıkla çalışınca çözümlenemeyecek sorunun olmayacağına inanıyordum. Böyle bir heyecanla ikinci kez başlamıştım göreve. Görev yerimin ülkemin en doğusunda sınır kasabalarından birisi olması ayrı bir heyecan veriyordu bana. Kadro işlemlerinin uzaması nedeniyle üç ay maaş alamamanın şaşkınlığı ile başlamıştım çalışmaya. İçi pamuk dolu iri güllü pazen yatağı, yorganı ve demir ranzayı veresiye satın aldığım esnafın kibarlğı şaşkınlığımı bir kat daha çoğaltmıştı.

Her sırada üç öğrencinin oturduğu Rus yapısı  taş binanın dersliklerinde birinci dereceden denklemlerin çözüm kümelerinin nasıl bulunacağını coşkuyla anlatırken mutluluktan uçar gibi oluyordum. Öğrencilerimin tümü dinsel tören suskunluğu içinde dikkatle beni dinliyordu. Böyle bir ortamda görev yapmanın tadını çıkarıyordum. Anlattıkca coşuyor, coştukça gururlanıyordum. Bu coşkunluk içinde birinci dereceden, ikinci dereceden, üçüncü dereceden denklemleri arka arkaya anlatmıştım. “Anlamayan var mı?” sorusuna olumsuz yanıt veren bir öğrencinin bile olmayışı kendime olan güveni daha da büyütüyordu.

Yönetmelik gereği müfredata uygun sorularla yaptığım ilk sınavı ve sonuçlarını iyi anımsıyorum. Hatta o sonucu yıllarca unutamadım desem daha doğru olur. Belki de meslek yaşantımın ilk ve en büyük hayal kırıklığına uğramıştım. Yazılı sınav yaptığım öğrencilerden birisi bile bir tek sorunun yanıtını doğru yazamamıştı. Bazıları soruları bile yazamamıştı. Yazılı sınav kağıtlarının tümünü sobada yaktıktan sonra konuları tekrar baştan anlatmaya karar verdiğim zaman başarısızlığımın nedenlerini bir türlü anlayamamıştım.Aradan birkaç ay geçtikten sonra bizimle dostluk kurmak isteyen üniversite öğrencisi Sabahattin’in anlattıklarına bir türlü inanmak istemiyordum. Türkçe bilmeyen çocukların ilkokula geldiklerini, beş yıllık eğitimlerinin ilk üç yılını Türkçe öğrenmek için, son iki yılını da temel eğitim bilgilerini öğrenebilmek için geçirdiklerini öğrenince nerede yanlış yaptığımın bilincine yavaşça ulaşmaya  başlamıştım. Meğer denklemler konusunu anlattığım süreçte öğrencilerimin tümü denklem sözcüğünü ilk kez duyduklarından ve bu sözcükten hiç bir şey anlamadıklarından geleneksel terbiyeleriyle sadece sessizce yüzüme bakıyorlarmış. Yalnız denklem sözcüğümü? Açı, tanjant, kotanjant gibi kısacası Türkçe sözlükteki Arapça ya da Farça kökenden üretilen sözcüklerin dışındaki bütün sözcükler ve bu sözcüklerle oluşturulan cümleler bile çevre köylerden ilçeye adam olmak için gelen küçüçük bedenlerin kafalarında koskocaman sorun olarak yatmakta olduğunu anladığımda ilk önce ne yapacağımı şaşırmıştım. İdeallerimin gerçekleşmesinde kararlılığımın işe yaramadığını anlayarak koşulların çözümsüzlüğüne teslim olmak istemiyordum. Aslında öğretmen arkadaşlarımın tümünün aynı durumda ve kararlılıkta olduğunu görmek de yenilgiyi kabullenmememe destek oluyordu. Destek olan sadece onlar değildi. Kısa bir süre sonra Tank tugayının teğmenleri, bazı yüzbaşı ve binbaşıları; jandarma İlçe Bölük Komutanı, emniyet amiri, sağlık ocağındaki doktorlar bile karanlıklar içindeki pırıltıların aydınlığa kavuşturulması eylelimize dolaylı yollardan destek vermeye başlamışlardı

İlçeye eğitim için gelen ortaokul öğrencilerinden sobası ya da sobada yakacak yakıtı olmayanları üç odalı lojmanımıza alarak ödev yapmalarına yardımcı oluyorduk. Nedeni bilinmez ama yıllarca yapımı tamamlanamayan çatısız, sıvasız, kapısız, penceresiz spor salonunda beden eğitimi dersleri verdiğimde ütülü pantolonlarla hatır için yere yatan Liseli gençlerin saygılı davranışları beni daha da kararlı ve mücadeleci yapıyordu. Yetiştirdiğim on iki kişilik özel öğrenciyle ondokuz mayıs gösterilerinde ateş çemberinden atllama dakikalarına şimdi bile katılarak gülmekteyim. Gösteri sırası bize geldiğinde demir çember üzerine sardığımız pamuklara gazyağı dökmüş bekliyorduk.Töreni yöneten coğrafya öğremeninin işaretiyle çemberdeki pamukları tutuşturdum. Bir dakikada alevden görünmez hale gelen çemberden öğrencilerimin birisi bile atlamaya cesaret edemiyordu. Tören alanına gelen Doğubeyazıt halkı, Tugayın komutanları ve tüm askerleri, kaymakam, savcı, yargıç, doktor ve yüzlerce öğrenci bizleri yani alev çemberinin arkasındakileri çılgınca alkışlmaya başlamışlardı. Alev  ve alevin devamındaki sis dalgası büyüdükçe alkışlar da çoğalıyor, çoğalan alkışlar da çemberin ardındaki öğrencilerin heyecan ve korkularını çoğaltıyordu. Ne kadar sert emir versem bile beni dinlemeyeceklerini anlayınca elit öğrenci gurubunun önüne geçip “Beni izleyin” diyerek alev çemberinin içine koşarak atladım ve yerdeki minder üzerinde iki takla attım. Hızlıca minderden kalkıp tören alanındakileri selamladığımda alkış seslerinden kulaklarım çınladığını farkettim. Ateş çemberine yöneldiğimde gördüğüm manzaranın gururunu yıllarca unutamayacağımı anladım. On iki elit öğrenci de benim gibi ateş çemberinin içinden sırayla atlayıp, minderde iki takla attıktan sonra tören alanında birerlekol sıra olarak selam duruşuna geçmişlerdi. Alkışların sonu gelmiyecek gibi geliyordu bana. Öğrencilerim de başarmanın mutluluğu içinde, alçak gönüllülükten ayrılmadan koşar adımlarla arkadaşlarının yanına gelerek sevinçlerini onlarla paylaşmanın zevkini çıkarmışlardı.

Devamı okumak için tıklayınız ...

agridagi

İshakpaşa Sarayı - DOĞUBAYAZIT

 

Anasayfaya Dön

geziler