Ordu Lisesi’nden Bir Kesit


Penceresinden bakıldığında bazen hırçın dalgalar, bazen de ak köpüklerin kıyıları okşadığı bir deniz seyredilirdi  Ordu Lisesi’nde.  

Talan edilememiş sahilin kıyısında, eğitim ilkelerine önem verilerek yapılmış okul binasının hemen yanıbaşında,  tiyatro salonu olarak bile kullanılabilecek nitelikte bir spor salonu, yatılı eğitim görebilecek öğrenciler için bir öğrenci pansiyonu ve bu yapılarla çevrili görkemli bir okul bahçesi vardı.

Memur, hizmetli ve kantin hizmetlerinin verildiği birincı katın üzerinde öğretmen, müdür yardımcıları ve müdür odası bulunurdu.   Devamında, birinci sınıfların eğitim gördüğü derslikler koridorun iki yanına sıralanmıştı. Öteki sınıflar da kütüphanenin bulunduğu 3. Kat koridorunun iki yanındaydı.

Doğrusunu söylemek gerekirse, çağdaş bir eğitim için gerekli olan maddi her şey bu okulda mevcuttu. Kütüphanesindeki dolaplar,  Dünya ve ülke klasik eserleriyle tıka basa dolu, Laboratuvardaki araç ve gereçler düzenli ve ilk alındığı gibi yepyeniydi. Müzik salonunda piyano bile vardı.

Eğitim kadrosu da kıskanılacak nitelikte sayılırdı. İtiraf etmek gerekirse,  bazı öğretmenler eşlerinin yan ödemeleri gibi görünseler ya da evde canları sıkıldığı için öğretmenlik yapmak zorunda kalan küçük burjuvalar gibi davransalar da çoğunluğu,  yayından fırlamaya hazır ok misali kararlı ve donanımlıydı.

Karadeniz Teknik Üniversitesinde fizik, Fatih Eğitim Enstitüsü’nde matematik dersleri okutan Oksfort mezunu Sn. İbrahim Erbaş (FEE de lineer cebir derslerimize girmişti) öğretmenlerin öğretmeniydi.

Ezber bozmayı başarmış Hakkı Özkan ve Melekgül Barlas gibi felsefe ve mantık dersleri öğretmenleri öğrencilerin, öğretmenlerin ve yöneticilerin sıradanlıklarına yeni farklılıklar katmaya çalışıyordu.

İlk konusunda mantık ve  mantıklı düşünme yollarını öğretmeye çalışılan modern matematiğe ilk kez Ahmet Kabaklı (Edebiyatçı ve Tercüman gazetesi yazarı) karşı çıkmıştı ancak, matematik öğretmenleri olarak bizler (İbrahim Erbaş, Aydın Altunöz, Osman Akyürek, Fevzi Özkan, Galip Kalpaklı, Zafer Keskin, Yılmaz Çol,…)   inatçı bir kararlılıkla öğrencilerimize ilk derste mantıklı düşünme yollarını ve yöntemlerini öğretmeye çalışıyorduk.

Modern matematik ve modern fen programı, TC eğitim tarihinde önemli dönüm noktalarından biri olmuştu. İlk kez, her öğrencinin elinde bir deney seti vardı fen derslerinde. Boncuklarla tartıp, ölçüm sonuçlarıyla elde edilenlerden bilimsel sonuçlar çıkarıyordu öğrenciler.

Öteki derslerde, ne ders programları ne de eğitim yöntemleri değiştirilmemişti. Leman Gürsoy, Mehmet Karakuş, Hayri Günday  gibi yılların deneyimine sahip olan edebiyat öğretmenleri geleneksel yöntemlerle eğitim öğretim çalışmalarını yürütüyorlardı. Sahnesi olan devasa spor salonunda bir kez bile münazara, şiir dinletisi veya tiyatro düzenlenmediği gibi, görkemli okul kütüphanesi de öğrencilerin hizmetine sunulmamıştı.

Beden eğitimi derslerine gelince, Ordu Spor’un alt kadrolarını oluşturacak sporcular vardı öğrencilerimiz arasında. Ordu Lisesi futbol takımı 1974 yılında Türkiye birincisi olarak Ordu’yu ve Türkiye’yi yurt dışında temsil ederek, Dünya ikincisi olmuştu. Müzik öğretmeni, özel eğitim uygulayarak TRT de halk müziği okuyan bir öğrenciyi bile yetiştirmişti.

Tarih ve coğrafya dersleri de konferans yöntemiyle işleniyordu. Dönemin siyasi hassasiyetleri gözetilerek, suya sabuna dokunmadan anlatılıyordu konular. Yıldıray Örenç, İsmail Acartürk, Ali Haydar Sıldıroğlu gibi tarih, Celal Duran gibi coğrafya öğretmenleri ders konularını anlatırken, ders kitabının dışına taşmamaya özen gösterdikleri belli oluyordu. Belki de bu nedenle, çoğu zekî ve çalışkan öğrencilerimiz, günün ilginç siyasi ortamında bilgi sahibi olabilmek için ya sol yayınlara ya da sağ yayınlara yöneliyorlardı.

Matematik dersleri için test sorusu hazırlamak ve genel test sınavı yapmak, eğitim ve öğretimin modern yöntemi olarak değerlendiriliyordu. Devasa boyutta rasyonel sayılar tablosu yapmıştım sunta plaka üzerine. Merdiven boşluğundaki duvara sabitlediğimiz tablo her öğrencinin dikkatini çekmeye yetiyordu. Resim eğitimi öğretmeni Talip Sezer’in hazırladığı renkler panosu, öğretmenler odasının duvarını süslemişti. Kısacası eğitim kadrosunun tümü, mesleğinin ayrıntılarına egemen ve idealleri olan öğretmenlerden oluşuyordu.

Usta çırak ilişkileriyle öğrenilmiş ve kanıksanmış konferans yöntemiyle anlatılıyordu çoğu ders konuları. Eğitim ve öğretim işlerinin başarısı, futbol takımının attığı gollerle, sınav sonuçlarıyla ya da üniversitelere girişle ölçülebiliyordu. Yelken Kulüp lokalinde kabul ve saygı gören okul müdürü ve onun kolayca giyinmesini sağlamak için paltosunu tutan okul baş müdür yardımcısı ve müdürünü gördüğünde birlikte ayağa kalkan ve içtikleri sigaralarını gizleyen çok sayıda öğretmenler de vardı. Ülkemizin tartışmalı siyasi ortamında eğitim ve öğretim işlerini suya sabuna dokunmadan sürdürmenin başarı olduğuna inanan yöneticiler çok başarılıydılar. Okul kütüphanesi sürekli kapalı tutuluyor, ders kitaplarındaki bilgilerin dışına çıkılmamaya özen gösteriliyor, öğretmenlerin öğretmen derneklerine üye olmamaları için sinsi bir baskı mekanizması geliştiriliyordu.

Önce Fransa’da başlayan ve giderek Avrupa’nın öteki ülkelerine sıçrayan öğrenci hareketleri ülkemizde karşılık görmeye başladığı yetmişli yıllarda, Ordu Lisesi de nasibini almaya başlamıştı.

Öğrencilerimizin önemli bir bölümü ders kitaplarının dışında toplumsal konular içeren  kitap okumaya başlamıştı. Aklını kullanmayı öğrenip, mantıklı düşünebilen öğrencilerin bir bölümünün, okul dışındaki derneklere katılmaya başladıklarını öğrendiğimizde, TÖB-DER ve ÜLKÜ-BİR üye ve yöneticisi olan öğretmenler olarak öğrencilerimize sahip çıkmaya başlamıştık. Kavga etmmeden, ülke sorunlarını demokratik yöntemlerle özgürce tartışabilmelerini istiyorduk.

ÜLKÜ-BİR Ordu şube başkanı Fevzi Özkan ile TÖB-DER üyesi olan öğretmenler hemen bir konuda anlaşmıştık. Ülke genelindeki çatışma ortamının okulumuza sıçramaması için öğrencilerimize sahip çıkma kararına varmıştık. Bu kararı titizlikle uyguluyorduk. Şimdiki Öğretmenevi’nin bulunduğu Yerel Öğretmenler Dereği, Ülkücü Öğretmenler Derneği (ÜLKÜ-BİR) ve Tüm Öğretmenler Birleşme ve Dayanışma derneği (TÖB-DER)  aynı lokali ortaklaşa kullanıyorduk. Her derneğin düzenlediği seminer, konferans ve söyleşi günlerine tüm öğretmenler birlikte katılıyorduk. TÖB-DER olarak Ankara Sanat Tiyatrosu’nun o yıllarda sergilediği tüm oyunların Ordu Sineması’nda sergilenmesini sağladığımızda, Orduluların beğeni ve onayını sağlamayı başarmıştık.

TÖB-DER yöneticileri (Aydın Yeşilyurt, Aydın Altunöz ve Uğur Engin) olarak Halk Eğitim Salonu’nda düzenlediğimiz TÖB-DER’in eğitim anlayışı başlıklı çalışmaya tüm Orduluları davet etmiştik. Konuşmacı bendim, yöneten Uğur Engin idi. Davet ilgi görmüştü. Salondaki tüm sandalyeler yetmemiş, çoğu insan ayakta dinliyordu anlatılanları. Dönemin iktidar partisinin Mesudiyeli il başkanı da gelmişti etkinliğe. Konuşmam bitince yanıma yaklaşıp, gülümseyerek fikrini açıklamıştı:

’Konuştuklarının tümüne ben de katılıyorum. Ya sen TÖB-DER li değilsin ya da seni yarın TÖB-DER den atarlar’’

Yerel siyasetçiler, genelde uygulanan politikalara uyum sağlamak zorunda kalınca işler iyice karışmaya başlamıştı. O dönemde TÖB-DER’li öğretmenlerin ve yöneticisi Mesudiyeli olan TÜS-DER’li (Tüm Sağlıkçılar  Derneği) memurların sürgün listesini hazırlayan politikacının da Mesudiyeli olduğunu biliyorum.

Okul müdürü Rahmi Şahin Odabaş yerine Bekir Sami Sağbaş ve ardından Özden Şarman (İslamoğlu); Ecevit hükümetiyle Uğur Engin, Ecevit hükümetinin düşmesinden sonra Ali Sanioğlu  Ordu Lisesi müdürü olmuştu.

Siyasal iktidarın el değiştirmesiyle MC (Milliyetçi Cephe) hükümetince hazırlanan sürgün kararnameleri uygulanamamıştı. Mesudiyeli Zeki Gürsoy, Cavit Gürsoy ve ben Milli Eğitim Bakanlığı merkez teşkilatında görevlendirilmiştik. Ordu Lisesi’nin bu dönemlerini iyi bilemem ancak, bakanlıkta iki yılda başardıklarımız ayrı bir yazı konusu olacak kadar karmaşık ve önemlidir.

MC kadroları bize 2 yıl bile tahammül edememişti. Ecevit hükümetinin yerine gelen 2. MC ciler, o (karanlık!) güçlerin oyununa gelip, kaldıkları yerden devam ettiler. Önce bakanlık merkez teşkilatında çalışan TÖB-DER li yönetici ve memurların görev yerlerini değiştirdiler. Ardından 12 eylülcüler  uğraşmaya başlayarak, Ordu Lisesi’ndeki TÖB-DER li yönetici ve öğretmenlerin görev yerleri istekleri dışında değiştirildi yani sürgün edildiler.

Ordu Lisesi’nde çalışan Uğur Ergin, M. Ali Okan, Melekgül Barlas, Mustafa Tırıç, Hakkı Özkan, Ali Yavuz, Gönül Yavuz, Cemil Sezer, M.Raif Önal, Hilmi Karaman, Mehmet Demirhan gibi öğretmenler

…., eğitim ve öğretimin güven ve düzen içinde yapılmasına bir katkıda bulunmadıkları

diye başlayan gerekçelerle görev yerleri değiştirildi. (12.5.1983 TC MEB Ordu Valiliği Ordu İl Milli Eğitim Disiplin Kurulu Kararı)

Soy adı Kuzu, Altunordu, Çanakçı ve Kaya olan Ordulu öğretmenler şimdi bu kararları hakkında ne düşünüyorlar acaba?

Ordu Lisesi öğrencilerinin başarısı şimdi nasıl ki?

Ülkemin çocuklarının başarısı nasıl ki?

Biz başaramadık. Özür dilerim halkım…


Aydın Altunöz


13.05.2018

 

Anasayfaya Dön

eğitim