Mantığın Duygularının  Kölesi Olmasın anasayfa   makaleler     gezi     sanat      eğitim      öyküler      fotoğraflar      iletişim      forum   AŞK Aydın Altunöz Kimine göre hastalık, delilik, illet, maraz; kimine göre aşırı tutku, aşırı sevgi ve bağlılık  duygusu; kimine göre de almadan verebilmek, acı çekmektir aşk. Genellikle Tanrı aşkı, doğa  aşkı, bilim aşkı, sanat aşkı, vatan aşkı, görev aşkı, meslek aşkı gibi ya da karşı veya aynı  cinsten insana karşı duyulan aşktan konuşulur. Sokrates: 'Aşk, insan ruhunun ilahi güzelliğe duyduğu açlıktır.', Şems-i Tebriz: 'Ey Gönül! Şimdi sorarım sana, hangi Aşk daha büyüktür. Anlatılarak dile düşen mi, anlatılmayıp yürek deşen mi?', Mevlana:   'İnsan tanrıya ancak aşkla ulaşabilir.' Diyerek öz varlığın arayışlarında bile aşk olması gerektiğini belirtmiştir. Ben de 1965 yılında büyük bir görev aşkıyla ilkokul öğretmenliğine atandığımda henüz 17  yaşındaydım. Kozören ilkokulundaki birleştirilmiş sınıfta okuma yazma öğretmek için çalışırken aylığımın kaç lira olduğunu bile bilmiyordum. Birinci yarıyıl tatiline girmeden öğrencilerimin  hepsi okuryazar olmuştu. Onların farklı hecelerden yeni sözcükler yapmaya başladığı günlerde sevinçten uçacak gibi oluyordum. Yedi sekiz ya da dokuz yaşındaki öğrenciler arasında on  yedi yaşında bir çocuk öğretmen oluşumdan olsa gerek, okumaya başlayan her öğrencimi bir  şeyleri bahane ederek sıkıca kucaklıyordum. Çevresinde bir tek evin bile olmadığı ilkokul binası, ladin ve kayın ağaçlarının arasında akan  derenin kenarındaydı. Her sabah, kenarları mor orman gülleriyle çevrili patikadan  öğrencilerimin koşarak okula yani bana gelmelerini heyecanla bekliyordum.   Yiyecek almak için her hafta sonu ilçeye gidiyordum. Altı 'somun ekmek', iki 'Nuhun Ankara  makarnası', üç paket 'Sana Yağı', bir Otuz beşlik 'Tekel Rakısı', üç paket kırmızı uçlu 'yaka  sigarası' ve bir kutu bozkurt marka 'helva' ile yarım kilo salamura zeytini beyaz şeker çuvalına  koyup, sırtlayarak üç buçuk saat görev yerime yürüyordum. Görevime, mesleğime, okuluma, öğrencilerime âşık olmuştum sanki. O sene köyü ve köylüleri tanımadığımı anlamıştım. Nazım usta ne demişti? Dün köylerden inenleri seyrettim :   yorgundular,   kurnaz ve şüpheli ve kaşlarının altında keder. Devamını okumakk için tıklayınız MESUDİYELİ OLMAYAN MELETLİ Aydın Altunöz Kimi insan kendini tanıtmadan başlar telefon  konuşmasına. Hatta daha ileri giderek 'Tanı  bakalım beni. Halen tanıyamadın herhalde…' gibi sözlerle karşısındakinin düştüğü zor  duruma biraz da alayla yaklaşır. O gün de böyle birisiyle karşılaştığımı  sanarak yemek masasının çevresinde  dolanmaya başladığımda, telefonda konuşan insanın söyledikleri ilgimi çekmeye başladı. 'Meletliler öykü kitabını okudum. Yazarı ile  tanışmak istediğimi söyleyince sizin telefon  numaranızı verdiler. Kitabı çok beğendim.  Melet civarının kültürünü çok iyi  yansıtmışsınız. Bu çalışmanızdan dolayı sizi kutlarım. Ben de yazarım. Çocuk öyküleri  yazıyorum. Basılmış kitaplarımın sayısı 40  civarında. Her kitabımda Melet ya da  Meletliler geçer. Gençlik yıllarımın en önemli  bölümünü Melette Meletlilerle geçirdim. Melet  ya da Meletlilerle ilgili kitap, dergi ya da  gazeteyi nerde görsem hemen ilgilenirim.'.' Ses tonu benim gibi ömrünün son çeyreğini  yaşarken kalıcı bir şeyler yapmak isteyen  birisi olduğu ipucunu veriyordu. Hızlıca 1960  yılından bu yana yazıp çizen arkadaşlarımı  düşünerek 'Sizi tanıyamadım. Lütfen kendinizi tanıtınız'  dediğimde o kadife gibi yumuşak  sesiyle konuşmasını sürdürüyordu. Tutku dolu sözlerle başlayıp övgülerle bitirdiği cümlelerin  arasında adını sadece bir kez söyleyen Lütfi  Gülşen ile solgun bir kış gününde Ankara  Mesudiyeliler Derneği lokalinde buluşma  kararı aldık. Devamını okumak için tıklayınız ... EĞİTİM ve ÖĞRETİM Postmodern Dönemde Eğitim    Aydın Altunöz Nerede O Eski Öğretmenler?     Aydın Altunöz Öğretmen Yetiştirme Mi Dediniz?   Güner Yalçın Okumak      Güner Yalçın